Olney Gleason Galeri’de Sara Anstis’in Pastel Boyalarla İnşa Ettiği Evren

LemonSokakDün9 Tıklanmalar

Gözlerinizi kapatın ve zihninizde o tuhaf, tekinsiz ama bir o kadar da davetkâr sahneyi canlandırın: Küreklerle donatılmış bembeyaz bir küvetin içinde sessizce süzülen kadınlar, arka planda usulca kurumaya bırakılmış balıklar… Derme çatma bir çadırın altında, yeşil bir uyku tulumunun içinde gecenin karanlığına karışan bir beden… Ya da devasa bir kitaplık tarafından yavaşça yutulan, sadece gözleri seçilebilen gizemli bir silüet…

Sara Anstis’in pastel boyalarla inşa ettiği evren tam da böyle bir yer; rüyaların o puslu sınırlarında, mantığın uykuya daldığı eşikte geziniyor.

Olney Gleason galerisinde izleyiciyle buluşan son sergisinde Anstis, bizi zamanın büküldüğü, küçük ölçekli ama duygu yükü devasa tablolara davet ediyor. Sanatçının pratiğini yakından takip edenler o eski, göz alıcı, neredeyse neon sayılabilecek cıvıl cıvıl paletini hatırlayacaktır. Ancak bu yeni döneminde bir şeyler değişmiş. Anstis, pastel boyanın o yumuşak dokusunu sonbaharın dingin, usulca solan toprak tonlarıyla harmanlıyor. Bu renk değişimi sadece estetik bir hamle değil; yüzünü sanat tarihinin derinliklerine, özellikle Orta Çağ ve Erken Rönesans’ın melankolik görkemine dönmesinin de doğal bir sonucu.

Eserlerin arasında gezinirken, 15. yüzyıldan kopup gelmiş bir Fra Angelico hüznüyle ya da Da Vinci’nin meşhur “Kakımlı Kadın”ına (Lady with an Ermine) atılmış incelikli bir selamla karşılaşmanız işten bile değil. Ancak Anstis, bu tarihi referansları kuru birer nostalji aracı olarak kullanmıyor. Aksine; annelik, kadın dayanışması ve yaratıcılık gibi kavramları kendi kurduğu modern mitolojinin baş köşesine oturtuyor. Örneğin, bir masal kitabından fırlamışcasına aynı yatakta üst üste uyuyan kadınlar, çocukluk tekerlemelerinin o naif ama bir o kadar da tuhaf ritmini fısıldıyor kulağımıza.

Detaylar adeta bağımsız birer sinema karesi titizliğinde kurgulanmış. Antik çağlarda hem parfüm saklamak hem de yas tutanların gözyaşlarını biriktirmek için kullanılan o minik cam şişelere, namıdiğer “gözyaşı şişelerine” bakan dalgın bir kadın silüeti, sahnede yankılanan sessiz bir ağıt gibi duruyor. Ya da elinde devasa fırçalarla, bedenini kâğıttan bir zırhla sarmış kadın ressam figürü, yaratım sancısının ne kadar somut bir eylem olduğunu haykırıyor.

Pastel boyanın doğasından gelen o dokunsal, parmak uçlarındaki yoğun his, her bir figürü sadece izlediğimiz bir imge olmaktan çıkarıp, nefes alışverişlerini duyduğumuz canlı organizmalara dönüştürüyor. Anstis’in kadınları; at binerken, resim yaparken ya da sadece boşluğa bakarken bile içinde bulundukları mekânı hem fiziksel hem de duygusal olarak ele geçiriyorlar.

Sahnelerin ardında gizli bir ayin, sessiz bir ritüel varmış hissi serginin bütününe yayılıyor. Mantığın sınırlarını zorlayan, zaman zaman absürde, hatta hafifçe karikatürize bir gerçekliğe göz kırpan bu eserler, bizi hayal gücünün o karşı konulmaz, baştan çıkarıcı mantıksızlığına teslim olmaya çağırıyor. New York’taki bu şiirsel rüya silsilesi, içimizdeki o unutulmuş masalları uyandırmak için kusursuz bir bahane sunuyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3