Kapalı Kapıların Ardındaki Görünmez Şehir: Salt Galata’da “İşi Olmayan Giremez”

LemonSokak, İstanbul12 dakika önce3 Tıklanmalar

Bir şantiyenin, bir atölyenin ya da bir fabrikanın paslı demir kapısına iliştirilmiş o bildik sarı-siyah levhayı hepimiz hatırlarız: İşi Olmayan Giremez. Çoğu zaman başımızı çevirip geçtiğimiz bu uyarı, aslında yalnızca fiziksel bir sınırı değil; emeğin, makine gürültüsünün ve sermaye döngüsünün kamusal gözlerden nasıl itinayla saklandığını da özetler. Karaköy’ün hafıza yüklü binaları arasından sıyrılıp Salt Galata’ya adım attığımızda, kapıda bizi karşılayan yeni sergi tam da bu kapalı kapıların kilidini kırmaya niyetleniyor. Eylül Şenses’in programladığı ve 14 Şubat 2027’ye kadar ziyarete açık kalacak olan sergi, fabrikayı nostaljik bir endüstri mirası olarak değil; bedene, kente ve küresel dolaşım hatlarına kazınmış canlı bir mücadele alanı olarak masaya yatırıyor.

1980’lerden bu yana kent merkezlerindeki o devasa fabrika bacalarının yerini lüks konutlara, AVM’lere ve kültür odaklarına bırakışını hep birlikte izledik. Üretim, gözden ırak olsun diye çeperlere, Organize Sanayi Bölgeleri’ne, otoban kenarlarındaki lojistik hangarlarına sürüldü. Fakat serginin daha ilk adımda hissettirdiği temel mesele şu: Üretim mekândan silinmedi, aksine cep telefonumuzun ekranından kentin en ücra köşesine kadar gündelik hayatın ta kendisine dönüştü.

Giriş ve birinci kata yayılan sergide tempo hiç düşmüyor; aksine her durakta farklı bir ölçekle sarsılıyorsunuz. Merve Bedir’in çalışması, insanın artık bir makine gibi optimize edildiği, algoritmaların ve otomasyonun işçi bedenini milimetrik hesaplarla terbiye ettiği o soğuk denklemi doğrudan karşımıza dikiyor. Hemen ardından Kamil Dalkır ile Sibel Karadağ’ın araştırması geliyor ki, serginin en sinematik ve can yakıcı eşiklerinden biri burası. İkili, Avrupa’nın çöplerini “geri dönüşüm” adı altında sırtlanan İstanbul’un atık sahalarına sokuyor bizi. Ekrana vuran o dumanlı, zehirli hava içinde çalışan göçmen işçilerin nefesi, küresel atık ekonomisinin bedelini kimin ödediğini lafı dolandırmadan fısıldıyor.

Mekânda ilerledikçe hafızanın tozlu rafları aralanıyor. belit sağ, çocukluğumuzun Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’na götürüyor bizi. Neoliberalizmin “devletin sırtında bir kambur” diyerek tasfiye ettiği kamu fabrikalarının hikâyesi, tezgâh başında çürüyen ciğerlerin ve sakatlanan bedenlerin gerçekliğiyle yüzleşiyor. Dilşad Aladağ’ın Simyonoğlu Fabrikası’ndan Millî Fabrika’ya, oradan da bir müzeye evrilen mekânsal dönüşüm araştırması ise devlet arşivlerinin unutturmak istedikleriyle kişisel tanıklıklar arasındaki çatlağı deşiyor. Metehan Özcan’ın sararmış iş ilanları ve fabrika yıllıklarından damıttığı o buluntu arşiv ise modernizmin vaat ettiği “aydınlık konutlar ve planlı fabrikalar” mitinin ardındaki toplumsal cinsiyet ve üretim ayrımlarını sorgulatıyor.

Fakat sergi, işçiyi yalnızca boyun eğen kurbanlar olarak bırakmıyor; sesin ve direnişin başladığı yeri de ustalıkla kadraja alıyor. Sultan Gökdemir’in 1989 Bahar Eylemleri arşivinden derlediği görüntüler, fabrikalardan taşan binlerce işçinin sokakları nasıl kolektif bir itiraz meydanına dönüştürdüğünü tüm dinamizmiyle hatırlatıyor. Tamar Levit ve Yaën S. Levi’nin Neval Tarım ve Çalışan Eller korosuyla kaydettiği iş ise tekstil atölyelerinin görünmez kadınlarının sesini galeri boşluğuna yankılatıyor. Küresel giyim devlerinin etiketleri ardındaki o görünmez parmaklar, şarkılarıyla hem bir dayanışma ağı kuruyor hem de odayı dolduran kolektif bir nefese dönüşüyor.

Sergiyi tamamlayıp yukarı çıktığınızda keşif bitmiyor. Salt Araştırma’dan Orkun Dayıoğlu’nun hazırladığı ve yapının 3. katında yer alan Arşivden çıktı: Türkiye’de Sanayi Mimarlığı sunumu, anlatıyı tamamlayan müthiş bir dipnot gibi. Doğan Tekeli, Sami Sisa, Aydın Boysan, Şevki Pekin ve Cengiz Bektaş gibi ustaların 1930’lardan 70’lere uzanan fabrika projeleri, Türkiye’de mimarlığın yalnızca estetik bir arayış değil, erken cumhuriyetten sanayileşme hamlesine uzanan bir emek kurgusu olduğunu belgeliyor.

İşi Olmayan Giremez, kentin pırıltılı vitrinlerinin arkasına gizlenen o devasa çarkı, alın terini ve hafızayı merak eden herkes için sezonun en sahici işlerinden biri. Galata’nın tarihî dokusuna sığınmak yerine sokağın ve üretimin gerçekliğini içeri çağıran sergi, 14 Şubat 2027’ye dek ajandaların ilk sıralarında yer almayı hak ediyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3