Berlin Gecelerinin ve Kayıp Masumiyetin İzinde: Pace Gallery’de “Goodbye Sadness, Hello Sadness” Sergisini Gezdik!

TowerBerlinDün24 Tıklanmalar

Berlin’in sanat rotasında bu yazın en çok konuşulan mekanlarından birine, Bülowstraße üzerinde yer alan Pace Gallery’ye yolumuzu düşürdük. 4 Temmuz – 23 Ağustos 2026 tarihleri arasında sanatseverleri ağırlayan “Goodbye Sadness, Hello Sadness” başlıklı grup sergisine adım attığımızda, bizi sadece tablolardan oluşan klasik bir galeri ortamı değil, gecenin ve gece hayatının o muğlak, kışkırtıcı dünyası karşıladı. Tam 21 uluslararası sanatçının resim, heykel ve fotoğraflarını bir araya getiren bu seçki, Berlin akşamlarına damgasını vuran sarsıcı bir atmosfer sunuyor.

Galerinin zemin katına adım atar atmaz serginin odak noktasını oluşturan ve izleyiciyi anında içine çeken devasa bir yerleştirmeyle karşılaştık: Sanatçı Friedrich Kunath’ın Los Angeles’taki stüdyo barının birebir işleyen bir replikası. İki ucunda kırmızı neon ışıklarla parıldayan “Goodbye Sadness” ve “Hello Sadness” yazılarıyla bezenmiş bu bar, hedonist bir serbestlik hissiyle başlayıp yerini masumiyetin kaybına bırakan o alacakaranlık hissini mükemmel şekilde yansıtıyor. Adını Françoise Sagan’ın 1954 tarihli ünlü romanı Bonjour Tristesse’ten alan sergi, gecenin getirdiği tüm olasılıkları ve çelişkileri tam da bu barın etrafında topluyor. Perşembe’den Pazar’a 17.00-22.00 saatleri arasında açık olan bar, galeriye gelen ziyaretçilerin sadece bir esere bakmasını değil, o deneyimin ve sohbetin doğrudan parçası olmasını sağlıyor.

Barın büyüleyici havasından sıyrılıp sergi alanında ilerledikçe, gece kulübü kültürünün ve bilinçaltının simgelerine dönüşen yapıtlar arasında yürümek müthiş bir his uyandırıyor. Elmgreen & Dragset’in hiçbir yere açılmayan VIP kapısı “But I’m on The Guest List” çalışması, kulüp kültürünün ayrıcalık illüzyonunu ince bir mizahla yüzümüze vururken; Esben Weile Kjaer’in devasa bir disko topunu andıran işleri mekanın ritmini iyice yükseltiyor. Duvarda yer alan Lauren Quin’in yoğun jestsel katmanlara sahip tablosu ile yakında Londra’da kişisel sergisi açılacak olan Kylie Manning’in büyüleyici yeni resmi, gündüzden geceye geçişteki o geçici içsel durumları görselleştiren en güçlü eserler arasında yer alıyor.

Albrecht Dürer’den Alicja Kwade’ye, Robert Nava’dan Monica Bonvicini ve Trevor Paglen’e kadar klasik ile çağdaşın kesiştiği devasa bir kadroyu ağırlayan sergi, izleyicide unutulmaz bir gece kulübü sonrası tortusu bırakıyor. Biz gittik, Kunath’ın barının kenarında durup neon ışıkların altında gündüzle gecenin birleştiği o tekinsiz alanı kendi gözlerimizle tecrübe ettik. Eğer yolunuz Ağustos sonuna kadar Berlin’e düşerse, Pace Gallery’deki bu sürükleyici gece yolculuğunu mutlaka bizzat ziyaret edip deneyimlemelisiniz.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3