
Beyoğlu Pera’da geçtiğimiz Şubat ayında kapılarını açan Shiva Zahed Gallery’nin arkasında, sınırları aşan son derece kişisel ve sürükleyici bir hikâye yatıyor. İran’da yetişmiş bir tıp doktoru olan Shiva Zahed, İstanbul’a geldiğinde zihnini kurcalayan zihin açıcı bir soruyla karşı karşıya kalır: “Picasso’yu hepimiz tanıyoruz, peki kendi coğrafyamızın usta isimleri neden dünyaca bilinmiyor?” Yaptırımlar, vize engelleri ve uluslararası bankacılık kısıtlamaları yüzünden küresel sanat piyasasına erişmekte zorlanan İranlı sanatçılara bağımsız bir alan açmak ve dünyayla diyalog kurabilecekleri bir köprü olmak fikri, galerinin temelini oluşturur.
Galerinin 18 Eylül – 7 Kasım 2026 tarihlerinde izleyiciyle buluşturduğu “Not Yet Gone” sergisi, bu arka planı sarsıcı bir kavramsal çerçeveyle tamamlıyor. Jacques Derrida ve Mark Fisher’ın hauntology felsefesine yaslanan seçki; gerçekleşmemiş hayallerin, ertelenmiş geleceğin ve kaybedilmiş imkânların bugünü usulca biçimlendirmeye devam ettiği gerçeğine odaklanıyor. Sergi kataloğunda dile getirildiği gibi: “Bir şey geri dönüyor… Ne tam bir anı, ne de bir imge. Vaat ile gerçeklik arasında sıkışmış bir şey.”
Seçkide yer alan yedi İranlı sanatçı —Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi— fotoğrafı dondurulmuş ya da tamamlanmış bir belge olarak kabul etmiyor. Aksine onu dönüştürülmeye ve müdahaleye açık ham bir malzeme gibi ele alıyorlar. Yüzeyleri kesip yıpratarak, imgeleri heykel ve tekstil dokularıyla katmanlaştırarak geçmişin bugünkü üzerimizdeki o belirsiz, gitmeyen tortusunu görünür kılıyorlar.






