
Dışarıda dünya büyük bir kaos ve dönüşüm içindeyken, bir sanatçının atölyesine kapanıp üretim yapması ne kadar anlamlıdır? Sanat, toplumsal çalkantılara doğrudan müdahale etmediğinde meşruiyetini kaybeder mi? Aralarında yaklaşık 45 yaş fark olan iki Alman sanatçı, Meuser ve Noemi Pfister, Basel’de ilk kez yan yana gelerek sanat tarihinin bu en eski ve en can yakıcı ikilemini masaya yatırıyor.
Sergi, adını Noemi Pfister’in bir tablosundan alıyor. Ancak bu sorunun kökleri çok daha geriye, kavramsal sanatçı Jörg Immendorff’un 1973 tarihli ünlü yapıtına uzanıyor: “Wo stehst du mit deiner Kunst, Kollege?” Sergi, tam da bu politik sorunun etrafında iki farklı jenerasyonun, iki tamamen zıt ama birbirini aynalayan tavrını yan yana getiriyor.
İşin büyüleyici bir diğer boyutu ise zamanın ironisinde gizli: Noemi Pfister bugün, Immendorff’un bu soruyu ortaya attığı yaştayken; sergideki partneri Meuser ise bizzat Immendorff ile aynı kuşaktan ve aynı sanat ikliminden geliyor.
Noemi Pfister, sergide sanat dünyasının perde arkasına adeta bir anahtar deliğinden bakan yeni, küçük formatlı resimlerini sunuyor. Sanatçı, bu sorgulamayı yaparken çocukluğumuzun iki tanıdık ve sevimli karakterini resimlerinin başrolüne yerleştirmiş: Çek çizgi dizisinin ünlü köstebeği Krtek ve Alman çocuk edebiyatının kızıl saçlı, afacan cini Pumuckl.
Pfister; bu popüler kültür ikonlarını sanatçı, koleksiyoner veya galeri ziyaretçisi olarak kurguluyor ve onları sanat tarihinin çok iyi bilinen başyapıtlarıyla yüzleştiriyor. Sanat piyasasının işleyiş mekanizmalarını, görünmeyen emeği ve hiyerarşiyi ince bir mizahla eleştiriyor:
Ne Travaillez Jamais (Asla Çalışma): Köstebek Pauli’yi atölyesindeki kanepede bitkin ve tükenmiş bir halde uzanırken gösteriyor.
Precarious Working Conditions (Güvencesiz Çalışma Koşulları): Bir sanatçının, faturalarını ödeyebilmek için atölyesini arkasında bırakıp gündelik işine gitmek zorunda kaldığı o tanıdık, acı tatlı anı tasvir ediyor.
Pumuckl’ın Keyfi: Tüm bu koşturmanın ortasında, afacan cin Pumuckl’ı yeni satın aldığı bir sanat eserini büyük bir memnuniyetle süzerken görüyoruz.
Pfister, büyük bir hafiflikle ve şefkatli bir öz-ironiyle şu soruyu soruyor: Bugün sanat yapmak, onu sergilemek ne anlama gelir ve bir eserin değerini belirleyen o görünmez standartları kim, nasıl koyar?
Aynı soruya tam 45 yıl daha yaşlı olan Meuser ise tamamen farklı bir dönemden ve bambaşka malzemelerle yanıt veriyor. Meuser, Düsseldorf Akademisi’nde efsanevi sanatçı Joseph Beuys’un sınıfında okumuş bir isim. Öyle bir dönem ki, sanatın toplumsal rolü o kadar sert tartışılıyordu ki, Immendorff’un “Hört auf zu malen” sloganı yüzünden resim sanatı neredeyse durma noktasına gelmişti.
Meuser’in bu büyük entelektüel baskıya ve sanatsal patosa yanıtı ideolojik değil, son derece pratik oldu: Her şeyi gerçeğin yalın çerçevesine geri çekmek.
Meuser, büyük sanatsal iddialardan ve gösterişli jestlerden kaçınarak rotasını hurdacılara çevirdi. İşlevini yitirmiş, hurdaya çıkmış, kendi geçmiş yaşamının izlerini taşıyan demir ve metal parçalarını toplayarak sanatını inşa etti.
Onun heykelleri, izleyiciye büyük aydınlanma vaatlerinde bulunmaz; anlamla ve formla incelikle oynar. Geriye kalan; ayakları yere basan, lakonik, esprili ve kendi içinde asla taviz vermeyen yalın bir dildir.
Basel’deki bu buluşma, aslında bir sorunun iki farklı yöne bükülmesini gösteriyor: Noemi Pfister, soruyu dışarıya, sanat piyasasının absürt mekanizmalarına doğru bükerek eğlenceli bir eleştiri sunuyor. Meuser ise aynı soruyu içeriye, kendi pratiğine ve malzemenin ham gerçekliğine yönlendiriyor.
Wo stehst du mit deiner Kunst, Kolleg?, Ağustos ayının sonuna kadar kuşaklararası sarsıcı bir diyalog ve sanatın amacına dair taze bir tefekkür alanı sunuyor. Yolunuz Basel’e düşerse, bu iki benzersiz meslektaşın zihin açıcı paslaşmasını mutlaka yerinde görün.






