
South East London’ın gri gökyüzüne uzanan devasa brutalist kütleler birer birer yıkılırken, geriye yalnızca moloz ve toz kalmıyor; onlarca yılın biriktirdiği komşuluklar, pencere kenarlarındaki saksılar ve sokak aralarındaki yankılar da yavaşça siliniyor. Sanatçı Harriet Mena Hill ise tam bu yıkım hattında duruyor. İngiltere’nin en tartışmalı toplu konut projelerinden Aylesbury Estate yerle bir edilirken, Hill o yıkıntıdan kopan beton kıymıklarını topluyor; sert, soğuk ve mekanik olanı iplikle, boyayla, hafızanın sıcaklığıyla yeniden örüyor.
1960 ve 70’lerde inşa edilen, en canlı döneminde 11 binden fazla insana barınak olan Aylesbury Estate, yıllarca medyanın ve kent yöneticilerinin “suç ve tekinsizlik bölgesi” olarak yaftaladığı devasa bir beton blok dizisiydi. Yerel yönetim 2005’te yapıları iyileştirmek yerine mahalleyi etap etap yıkıp yeniden inşa etme kararı aldığında, binlerce insanın kişisel tarihi de kepçelerin insafına bırakıldı.
Otuz yılı aşkın süredir Güney Doğu Londra’da yaşayan Harriet Mena Hill için bu sokaklar yabancı değildi. Ancak 2018’de bölgedeki gençlerle yürüttüğü bir atölye çalışması, siteyle kurduğu bağı bambaşka bir boyuta taşıdı. Hill, önce yün liflerini karıştırıp keçeleştirerek Soft Concrete serisini üretti. Soğuk taşı, çeliği ve sprey boyalı duvarları tekstilin sıcak dokusuyla yeniden kurdu. Uzaktan bakıldığında hiperrealist birer tablo ya da fotoğrafı andıran bu işler, yaklaşıldığında el emeği yün liflerinin arasında saklanan ev içi yaşam detaylarını fısıldıyordu.
2020’de pandemi kısıtlamaları nedeniyle herkes evine kapandığında, Aylesbury’de kepçeler durmadı. Yan blokların yıkılışını pencerelerinden çaresizce izleyen mahalle sakinlerinin bu sıkışmışlığı karşısında Hill, şantiyeden süzülen beton parçalarını toplamaya başladı.
Böylece ortaya The Aylesbury Fragments (Aylesbury Kırıntıları) serisi çıktı. Sanatçı, moloz yığınlarından kurtardığı pürüzlü beton parçalarının düzensiz kenarlarını doğal birer çerçeve kabul ederek üzerlerine terk edilmiş koridorları, perde arkası ışıklarını, rüzgârda sallanan kabloları ve su birikintilerini resmetti. Yıkılan binalardan kopup gelen her taş, mekândan sökülmüş micro birer yaşam kesitine dönüştü.
Hill, fırçayı eline almadan önce her beton parçasıyla aylarca, hatta bazen yıllarca aynı stüdyoda yaşıyor. Taşın kendi girintisini, çatlağını ve duruşunu özümsemeden üzerine tek bir çizgi çekmiyor. Bölgedeki dönüşüm süreci ağır aksak ilerlerken, sanatçı bugüne kadar 150’den fazla beton parçasına hafıza aşıladı.
Kentsel dönüşümün haritadan sildiği bir topluluğun varlığını, yine o topluluğun yıkıntıları üzerine nakşetmek… Harriet Mena Hill’in üretimi, buldozerlerin soğuk işleyişine karşı verilmiş sessiz, kırılgan fakat son derece kararlı bir sanat belgesi niteliği taşıyor. Sanatçının bu taş hafızası, 2027 boyunca Londra ve İngiltere genelindeki sergilerde izleyiciyle buluşmaya devam edecek.






