
1925 yılında Sürrealistlerin bir odada toplanıp bir kağıdı katlayarak oynadıkları o meşhur oyunu düşünün. “Exquisite Corpse”. Oyuncular, bir öncekinin çizdiği veya yazdığı şeyin sadece ufak bir ucunu görerek esere kendi eklemesini yapar. Kağıt açıldığında ortaya çıkan form ise hem tekinsiz hem de organik bir bütündür. İşte sanatçı ve küratör Loie Hollowell, bu rastlantısal ama birbirine sıkı sıkıya bağlı üretim biçimini, sanatçıların zaman ve mekan sınırlarını aşarak birbirlerinden nasıl ilham aldıklarını anlatmak için bir metafor olarak kullanıyor.
Hollowell’in, Avusturya-Amerikan sanatının köşe taşlarından Kiki Kogelnik’e (1935-1997) duyduğu derin hayranlıkla filizlenen bu proje, Berlin Pace Gallery’nin duvarlarında çok sesli bir diyaloğa dönüşüyor. Kendi kuşağından Sascha Braunig ve Veronika Pausova ile yaptığı sohbetlerde Kogelnik’in yankılarını onların pratiğinde de bulmasıyla şekillenen “Exquisite Corpse” sergisi; kıtalar ve jenerasyonlar arası bir kadın sanatçılar buluşması niteliğinde.
Durağan Değil, Gerilimli Bir Beden
Sergi; resmi, kağıt işleri ve heykeli bir araya getirirken bedeni (özellikle de kadın bedenini) uysal bir nesne olmaktan çıkarıyor. Beden artık esnetilen, düzleştirilen, parçalara ayrılan ve teknolojiyle yeniden şekillendirilen bir gerilim alanı. Parlak renkler ve son derece bilinçli fırça darbeleri, bedeni bir makine veya modüler bir sistem olarak yeniden tahayyül ediyor.
Sinematik bir gözle galerinin içinde dolaştığımızda her sanatçının bu “oyuna” bıraktığı iz, kendi mikro evrenini yaratıyor:
Sascha Braunig’in Tekinsiz Mengenesi: Braunig’in tuvalinde kadın formu, renkli ve tekinsiz bir ortamda sınırlarına kadar zorlanıyor. Beli kopma noktasına gelmiş figürler ve engellerle donatılmış uzuvlar, toplumsal cinsiyet performansının o boğucu kodlarıyla adeta alay ediyor. Kadınlığın o bitmek bilmeyen “uyum sağlama” çabası, tuvalde gerçeküstü ve sinir bozucu bir çekicilikle izleyiciye bakıyor.
Loie Hollowell ve Ritmik Coğrafyalar: Küratör Hollowell’in işlerinde ise beden soyut bir yeryüzü şekline bürünüyor. Başlangıçta mahremiyet, uyku ve bedensel sıvılar üzerine meditatif işler üreten sanatçı, zamanla bu figüratif dili geometrinin içine saklamış. Işık saçan renk paleti ve dışa doğru dalgalanan siluetleriyle Hollowell, cinselliği ritmik bir kalp atışı gibi mekana yayıyor.
Kiki Kogelnik’in Pop-Cyborgları: Bu dörtlünün ilham perisi Kogelnik’in eserlerine yaklaştığımızda, 1960’ların New York’undan fırlamış grafik ve düz bir yüzeyle karşılaşıyoruz. Warhol ve Lichtenstein gibi isimlerle aynı havayı soluyan Kogelnik, insan formuna adeta “pop” bir soğukkanlılık enjekte ediyor. Capcanlı renklerle bezeli düz geometriler, retro-fütüristik bir dünyanın habercisi gibi.
Veronika Pausova’nın Tiyatral Mikrokozmosu: Ve Pausova’nın dünyasına adım attığımızda sahne tuhaflaşıyor. Vernikli meyve sinekleri, kopuk parmaklar, sarkan çiçekler ve boşlukta dörtnala koşan bacaklar… Fotogerçekçi bir fırça, süngerlerin tuvale bıraktığı ıslak izlerle çarpışıyor. Pausova, anlamsızlık ile anlatıyı mizahi bir kusursuzlukla birbirine dikiyor.
Zamanın, emeğin ve bilimsel gelişmelerin bedende açtığı oyukları sürrealist bir oyunla birbirine bağlayan “Exquisite Corpse”, Berlin, Die Tankstelle’deki (Pace Gallery) sarsıcı atmosferinde ziyaretçilerini bekliyor. Bu sıra dışı jenerasyonlar arası diyalog, 10 Eylül – 11 Kasım 2026 tarihleri arasında izlenebilir.






