
Sokak aralarındaki o sarı neon ışıkların, kaldırım taşlarına sinmiş eski yağmurların ve yıllar önce terk edilmiş bir şehrin insanı aniden kalbinden yakalayan tekinsiz tanıdıklığı… Bazı geri dönüşler, hafızanın puslu köşelerinden sızan o sarsıcı kokuyla başlar. Tayland doğumlu, Fransa yerleşikli sanatçı Jiab Prachakul, Londra’daki Timothy Taylor Galeri’de kapılarını açan ilk İngiltere solo sergisi Welcome Back ile tam olarak bu hissin, yani zamanın ve mesafelerin ötesinden süzülüp gelen bir eve dönüş hikayesinin resmini yapıyor. Dokuz yeni tuvali bir araya getiren sergi, bizi sanatçının en yakınlarının, dostlarının ve bizzat kendisinin başrolde olduğu, adeta bir romanın sayfaları arasında gezinir gibi incelikle işlenmiş otobiyografik bir yolculuğa çıkarıyor.
Prachakul’un tuvallerine sinen o ışıltılı ve dingin atmosfer, aslında çok sıkı bir gözlemin ve kontrollü duyguların eseri. Avrupa’da yaşayan Asya diasporasından tasarımcı, müzisyen ve sanatçı dostlarını, eşini ve kendisini resmeden sanatçı, izleyiciyi adeta bir mutfak masası sıcaklığında, eski ve derin bir sohbete ortak ediyor. Alice Neel veya Lucian Freud geleneğinde olduğu bizleri karşılayan bu tanıdık yüzlerin farklı dönemlerde tekrar tekrar tuvallerde belirmesi, aradaki bağların zamanla nasıl yoğrulduğunu gözler önüne seriyor. Bu figürler çoğunlukla bir salon köşesinde, sıradan bir sokakta ya da nehir kenarında, şehre özgü o sıcak ama melankolik ışığın içinde yıkanıyorlar.
Sergiye adını veren Welcome Back (2025) adlı yapıt, sanatçının tam 17 yıl önce Berlin’e ilk taşındığında yaşadığı Alt-Treptow mahallesine, eski bir späti önüne götürüyor bizi. Tuvallere daha önce de konuk olmuş ikiz kız kardeşler, bir fotoğraf karesi için yan yana poz veriyorlar; birinin elinde rengarenk bir buket, diğerinin üzerinde ise Berlin’in o ünlü arnavut kaldırımlarını andıran desenli bir ceket var. Prachakul, gençliğinde atmosferini acımasız ve biraz da kasvetli bulduğu bu büfelerin yaydığı o karakteristik sarı ışığı, şimdi geçmişe duyulan derin bir şefkat ve aidiyetle tuvaline üflüyor.
Hafızanın gerçekliği kendi arzularına göre nasıl bükebildiğini gösteren en büyülü işlerden biri ise Pink Moon (2026). Sanatçı ve eşini Landwehr Kanalı’nın kıyısında, siyah paltoları içinde gökyüzünü izlerken görüyoruz. Yıldızlı gecenin ve yaprakların parıltısı kanala vururken, sahneye tamamen gerçeküstü, parıl parıl pembe bir ay eşlik ediyor. İşin asıl muzip ve edebi dokunuşu ise bir çitin üzerinde tünemiş olan devasa kedi. Aslında Berlin’e değil, sanatçının Fransa’daki şimdiki evinin yan komşusuna ait olan bu kedi, geçmiş bir Berlin anısının tam ortasına yerleşiveriyor. Prachakul, bu hamlesiyle mekânların ve farklı gerçekliklerin hafızada nasıl iç içe geçebildiğini kanıtlıyor.
“Berlin’de kendi kendime resim yapmayı öğrendiğim o ilk yılları, kırılan ve bükülen ışıkların altında yeniden arıyorum.”
Sergideki otonom duruşu tamamlayan A Meeting By The River (2025) ise sanatçının bir nehir kenarında güneşlenirken resmettiği sarsıcı bir otoportresi. Siyah topuklu ayakkabıları ve kıyafetleriyle dalgalı çimenlerin ortasında parıldayan ışık selini dengeleyen Prachakul, bu çalışmayı bir orta yaş meditasyonu olarak tanımlıyor. Berlin’e yaptığı o nostaljik geri dönüşün, değişimin ve yabancılığın ardından, Fransa’nın Vannes kasabasında bulduğu o yeni dinginliği, yani aslında kendiyle barışma hikayesini anlatıyor.
Welcome Back, sadece bir şehre ya da eski dostlara yazılmış bir aşk mektubu değil; insanın zaman içinde değişen kendi suretiyle ve büyüme sancılarıyla yüzleşmesinin hikayesi. Timothy Taylor’da temmuz ortasına kadar devam edecek olan bu sergi, no-26 okurlarına acele etmeden, renklerin ve anıların sıcaklığında yavaşça kaybolma fırsatı sunuyor. Eğer bu aralar Londra’daysanız, bu içsel eve dönüşü mutlaka yerinde deneyimleyin.
Sergi: Welcome Back
Sanatçı: Jiab Prachakul
Mekân: Timothy Taylor (Londra)
Tarih: 11 Temmuz 2026 tarihine kadar