
Renklerin iyileştirici gücüne, sokakları dönüştüren devasa murallarına ve kamusal alanlara üflediği o kolektif iyimserliğe aşina olduğumuz İngiliz-Nijeryalı sanatçı ve tasarımcı Yinka Ilori, bu kez karşımıza şimdiye kadarki en kişisel ve içsel anlatısıyla çıkıyor. Londra’daki Cristea Roberts Gallery, sanatçının doğup büyüdüğü şehirdeki bu ilk galeri solo sergisine ev sahipliği yaparken, bizi coşkuyla sarmalayan ama arkasındaki toplumsal mücadeleyi de saklamayan tekersiz bir şölene davet ediyor.
Son on yılda mimariden mobilya tasarımına, heykelden grafik sanata uzanan çok disiplinli bir pratik inşa eden Yinka Ilori, şehri bir tuval gibi kullanmasıyla tanınıyor. Ancak Joy Through Resistance. He Who Laughs Last, Laughs Best başlıklı bu yeni sunum, sanatçının köklerine, çocukluk anılarına ve diasporanın direnme estetiğine odaklanan 20’den fazla yeni resim, baskı, heykel ve işitsel enstalasyonu bir araya getiriyor.
Sergi; çiçek motifleri, dantellerin kültürel sembolizmi ve müzik enstrümanlarının ritmik varlığı üzerinden, ırksal ayrımcılığa ve toplumsal engellere karşı koymak için gereken o gizli neşe eylemini kutluyor. Zorlukları toplumsal bir güce dönüştürmenin resmi geçidi bu.
Ilori’nin Paradise for All (2024) ve An Abundance of Flowers blessed by us, for us (2026) serilerindeki canlı, geometrik ve parlak baskıları, gücünü evrensel bir sembolden, yani çiçeklerden alıyor. Sanatçı, çift kimlikli aidiyetine göz kırparak Nijerya’nın ulusal çiçeği olan Costus spectabilis (Sarı Trompet) ile Birleşik Krallık’ın simgelerinden sarı nergisi (daffodil) yan yana getiriyor. Çiçeğin tarihsel paradoksuna yaslanıyor: Hem dekoratif bir zarafet hem de hayatın geçiciliğinin sembolü.
Sarı Trompet Çiçeği: Kümeler halinde açan, toprağı aydınlatan ve sürekli yeni kökler salan bu neşeli çiçek, topluluğun bitmek bilmeyen dayanıklılığını temsil ediyor.
Sarı Nergis: Kökeni Antik Roma’ya dayanan ve kaybedilen sevdiklerin anısına dikilen bu dayanıklı çiçek, onlarca yıl boyunca her bahar yeniden açarak sürekliliği simgeliyor.
Sanatçı bu florayı, geleneksel dantel tasarımlarından aldığı motiflerin üzerine katmanlandırıyor. Batı Afrika diasporasının tören ve kilise kıyafetlerinde sıklıkla kullanılan İsviçre vual danteli, sadece bir şıklık göstergesi değil; gururun, kimliğin ve zorluklara karşı duran rafine bir direnişin simgesi olarak tuvalleri süslüyor.
“Bu sergi benim şimdiye kadarki en kişisel yolculuğum. Nijerya’nın sarı trompet çiçeğini ve Britanya’nın nergisini süslemeli dantellerin üzerine katmanlandırarak, zorlukları nasıl güce dönüştürdüğümüzü inceliyorum. Bu işler sadece güzellikle ilgili değil; geleneklerimizde bulunan o ‘sessiz direniş’ ve her şeye rağmen çiçek açma becerimizle ilgili.” – Yinka Ilori
Galeri alanında ilerlediğinizde, izleyiciyi bir tür ibadet veya ritüel alanına çeken heykel nesneleri karşılıyor. El yapımı kongalar, özel üretim bir shekere ve tam teşekküllü bir bateri seti, baştan aşağı hafif ve narin dantellerle sarılmış durumda. Davul, Ilori için derin bir anlama sahip; perküsyon çalmayı çocukken kilisede kendi kendine öğrenmiş.
Yüzyıllardır davul çalmak, umudun ve barışın sembolü olmasının yanı sıra, köleleştirilmiş Afrikalıların isyanları koordine etmek için kullandığı şiddet içermeyen, güçlü bir iletişim ve direniş aracıydı. Ilori, davulun o ağır, derinden gelen güçlü vuruşu ile onu saran tekstilin ağırlıksız kırılganlığı arasındaki tezatla ilgileniyor. Bu kontrast, neşenin kırılganlığına dikkat çekiyor: Kutlamalarımız değerlidir ama her an tehdit edilebilir.
Sergiye eşlik eden iki yeni müzikal beste, bu görsel dünyayı işitsel olarak tamamlıyor. Besteci Peter Adjaye, nefesli çalgılar kullanarak neşe ve direnç, kutlama ve uyarı arasında gidip gelen üç bölümlük bir ses dalgası yaratmış.
Diğer yanda James William Blades’in bestesi ise alan kayıtlarını, Yoruba ninnilerini, kilise ilahilerini ve dil eğitimi kayıtlarını Nijerya üflemeli korno örnekleriyle harmanlayarak izleyiciyi kültürel bir hafıza tüneline sokuyor.
Joy Through Resistance, renklerin arkasındaki o derin felsefeyi ve neşenin aslında en radikal politik eylem olabileceğini hatırlatıyor. Temmuz ortasına kadar Londra Pall Mall’da devam edecek bu sergi kapsamında, 2 Temmuz’da Nancy Durrant ile bir sanatçı söyleşisi ve 3 Temmuz’da Peter Adjaye ile bir plak lansman etkinliği gerçekleştirilecek. Yolunuz Londra’ya düşerse, bu alanı ve onun dönüştürücü enerjisini mutlaka yerinde deneyimleyin.