İstiklal Caddesi’nde 500 Yıllık Bir Pusula: Meşher’de “Seyahat Sanatı” Üzerine

TowerİstanbulSokak2 saat önce19 Tıklanmalar

İstiklal Caddesi’nin o bitmek bilmez, kaotik uğultusunu arkanızda bırakıp Meşher’in serin kapılarından içeri adım attığınızda, zaman algınız usulca yön değiştiriyor. Koç Topluluğu’nun 100. yılı vesilesiyle kapılarını açan “Seyahat Sanatı: Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer Koç Koleksiyonlarından” başlıklı sergi, aslında hepimizin içindeki o kadim soruyu soruyor: Neden yola çıkarız?

Karşımızda 15. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan, Osmanlı topraklarına yönelmiş seyahatlerin izini süren 300’ü aşkın eser duruyor. Ancak baştan söyleyeyim; bu sergiyi özel kılan şey, eserlerin sayısından ziyade arkasındaki o devasa koleksiyon gücü. Sadberk Hanım Müzesi’nin o ağırbaşlı kurumsal arşivi ile Ömer Koç’un efsanevi kişisel koleksiyonu bir araya gelince, ortaya gerçekten sarsıcı bir görsel hafıza çıkmış. Albrecht Dürer’den Jacopo Ligozzi’ye uzanan isimleri, diplomatik armağanları ve özellikle Çiğdem Simavi’nin bağışıyla müzeye kazandırılan o muazzam portolan haritasını aynı çatı altında görmek, izleyici için bulunmaz bir nimet.

Kronolojinin Sıkıcılığından Tematik Derinliğe

Küratör M. Merve Uca’nın sergiyi kurgularken kronolojik o sıkıcı tarih çizgisini elinin tersiyle itip, anlatıyı tamamen “motivasyonlar” üzerine kurması bence bu seçkinin en zekice hamlesi. Sergiyi gezerken yüzyıllar arasında değil; Merak, İnanç, Savaş, Diplomasi, Ticaret ve Turizm gibi o insani dürtüler arasında dolaşıyorsunuz.

Savaş bölümünde, Batı’nın o meşhur Türk korkusu üzerinden dolaşıma soktuğu propaganda imgelerine bakarken; hemen bir sonraki odada, diplomasi bölümündeki o şatafatlı elçilik kabul törenlerini ve özenle seçilmiş armağanları görüyorsunuz. Sanatın ve objelerin, devletler arası ilişkilerde nasıl iki yüzlü ama büyüleyici bir araca dönüştüğüne birinci elden tanık oluyorsunuz.

Ars Apodemica: Seyahat Etmenin Bir Sanatı Var mıdır?

Serginin kavramsal omurgasına sızan Ars Apodemica literatürü, aslında meselenin özünü fısıldıyor bize. Seyahat etmek, geçmişte salt bir yer değiştirme eylemi değildi; “öteki”ni gözlemleme, kaydetme ve sonuç olarak bu karşılaşmadan dönüşerek çıkma pratiğiydi. Kahve tüketimi gibi kültürel alışkanlıkların ticaret yolları üzerinden nasıl kıtalararası bir zevke dönüştüğünü gösteren o zarif objelere bakarken, bugünün turist kalabalıklarının aksine, o dönemin seyyahlarının ne denli “yaratıcı bir üretim” sancısı çektiğini anlıyorsunuz.

Açıkçası Meşher’in asimetrik katları arasında bu 500 yıllık görsel günlüğün içinde kaybolmak, İstanbul’un göbeğinde yapılabilecek en zihin açıcı aktivitelerden biri. Çıkışta Hadiye Cangökçe’nin fotoğrafları ve Turgut Saner, Günsel Renda gibi isimlerin makaleleriyle örülmüş o tuğla gibi sergi kataloğuna da mutlaka göz atın; serginin üzerinizde bıraktığı o kültürel tortuyu eve taşımanın en güzel yolu bu.

Mayıs ayı itibarıyla kapılarını açan sergi, önümüzdeki yıla kadar bizimle. Ancak siz yine de bu ilham verici yolculuğu çok ertelemeyin.

📍 Mekân: Meşher, İstiklal Caddesi (Beyoğlu)

📅 Sergi Tarihleri: 8 Mayıs 2026 – 23 Mayıs 2027

(Not: Serginin devasa zaman aralığını sindirmek için ziyaretinize en az bir buçuk – iki saat ayırmanızı tavsiye ederim.)

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3