
Berlin’in Charlottenburg bölgesinde, Gallery Weekend’in yarattığı o entelektüel yorgunluğun yerini rafine bir dikkate bıraktığı bir öğleden sonradayız. Bode, sezonun en merak uyandıran grup sergilerinden biri olan “Hyperacuity” ile karşımızda. 30 Nisan’da açılan ve 21 Haziran 2026’ya kadar devam edecek olan sergi; Alteronce Gumby, Henri Haake, Sol Kordich, Gabriel Mills, Teresa Murta ve Zafer Urun’u görme eyleminin sınırlarını test etmek üzere bir araya getiriyor.
Sergiye adını veren “Hyperacuity” terimi, aslında normal eşiğin ötesinde işleyen, gözün tıbbi sınırlarını aşarak ayrıntıları ayırt edebildiği o çok hassas algı kapasitesini tanımlıyor. Bode’un seçkisi, bu teknik terimi estetik bir deneyime dönüştürüyor: Rengin sadece bir pigment değil, fiziksel bir kütle olduğu; ışığın maddeyle çarpışarak yeni enerjiler ürettiği bir alan burası. Altı farklı sanatçı, soyutlamanın fiziksel algıyla kurduğu o kırılgan teması kendi pencerelerinden sorguluyor.
Serginin kuşkusuz en dikkat çekici ismi, New York merkezli Alteronce Gumby. Sanatçı, kozmosla kurduğu spiritüel bağı, yüzeyde yarattığı sarsıcı dokularla somutlaştırıyor. Gumby’nin tuvalleri sadece boyadan ibaret değil; ezilmiş camlar, yarı değerli mücevher taşları ve yansıtıcı pigmentler her bakış açısında değişen, titrek ve canlı bir yüzey örüyor.
“Rengi kozmik bir perspektiften sunmaya çalışıyorum; bir medyumdan diğerine, bir enerjiden diğerine nasıl dönüştüğünü inceliyorum.”
Bu yaklaşım, rengi soyut bir kavram olmaktan çıkarıp, izleyicinin bedeniyle hissettiği bir enerji transferine dönüştürüyor. Gumby’nin işleri, serginin hiper-keskinlik iddiasını en radikal şekilde destekleyen durağı.
Bode’un Berlin ile Cape Town arasında kurduğu bu kıtalararası köprü, galeri programına çok sesli ve taze bir dinamizm katıyor. Gallery Weekend Berlin’in o devasa ve bazen boğucu takvimi içinde, akademik bir didaktizm yerine pratik ve görsel bir gündemle bu isimleri yan yana getirmek cesur bir tercih.
Henri Haake’nin figüratif sızıntıları, Gabriel Mills’in yoğun boya katmanları ve Zafer Urun’un yüzey araştırmaları gibi farklı diller; burada tek bir sorunun peşine düşüyor: Görmek, gerçekten ne kadar derine inebilir?






