
Berlin’in çağdaş sanat haritasına dinamik bir çentik atmaya hazırlanan Pace Gallery, 4 Temmuz – 23 Ağustos 2026 tarihleri arasında uluslararası ölçekte ses getiren 27 sanatçıyı bir araya getirdiği “Goodbye Sadness, Hello Sadness” başlıklı iddialı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, kavramsal ve edebi omurgasını Fransız yazar Françoise Sagan’ın 1954 yılında, henüz 18 yaşındayken kaleme aldığı kült romanı Bonjour Tristesse metninden ödünç alıyor. Kitabın ruhuna sinen o kaygısız, hedonistik ve haz odaklı atmosferin zamanla tekinsiz bir masumiyet kaybına evrilme sürecini merkezine alan seçki, geceyi bir olasılıklar, gizemler ve muğlaklıklar sahnesi olarak yeniden kurguluyor.
Serginin şüphesiz en sıra dışı ve interaktif nirengi noktası, galerinin zemin katına birebir ölçekte inşa edilen ve aktif olarak işleyecek olan sanatçı Friedrich Kunath’ın atölye barı yerleştirmesi. Kunath’ın Los Angeles’taki özel stüdyosunun mahrem bir parçası olan bu mimari alan ve içindeki tüm nesneler, galerinin kamusal alanına taşınarak izleyiciyle doğrudan temas kuruyor. Sergi süresince her hafta perşembe gününden pazar gününe, saat 17:00 ile 22:00 arasında kapılarını halka açacak olan bu işlevsel bara, yazar ve müzisyen Timon Karl Kaleyta’nın kaleme aldığı özel bir metin eşlik ediyor. Barın iki ucunu kırmızı neon ışıklarla çevreleyen “Goodbye Sadness” ve “Hello Sadness” ibareleri, gece eğlencesinin o tanıdık ama hüzünlü ikiliğini mekâna mühürlüyor.
Bar enstalasyonunun etrafını saran diğer yapıtlar da gece eğlencesinin ve kulüp kültürünün bilinçaltını taşıyan sembolik birer araca dönüşüyor. Elmgreen & Dragset’in üzerine “VIP” yazılmış ancak hiçbir yere açılmayan ikonik kapı heykeli “But I’m on The Guest List” (2007-15) ile Esben Weile Kjaer’in devasa bir disko topu sineğini tasvir eden Flash (2025) adlı çalışması, gece kulüplerinin o cazibeli ama bir o kadar da tecrit edici illüzyonlarını ve bastırılmış arzularını açığa çıkarıyor. Gündüzden geceye geçiş eşiğinde beliren uçucu duygular, geçici izlenimler ve muğlak içsel durumlar sergideki pentür diliyle de form kazanıyor. Lauren Quin’in bu sergiye özel ürettiği tuval üzerindeki yoğun jestsel hareketler resmi adeta içeriden dışarıya doğru eritirken, önümüzdeki Ekim ayında Londra’daki Pace Gallery’de ilk İngiltere solo sergisini açmaya hazırlanan Kylie Manning’in yeni tablosu da bu görsel şölene güçlü bir katkı sunuyor.
“Sergi, kulüp kültürünün parıltılı ikonografisini ve gecenin tekinsiz muğlaklığını estetik bir laboratuvara dönüştürerek izleyiciyi hazzın ve hüznün aynı anda nefes aldığı o gri bölgede ağırlıyor.”
Carolina Aguirre, Jürgen Baldiga, Norbert Bisky, Monica Bonvicini, Elmgreen & Dragset, Albrecht Dürer, Martin Eder, Leon Eisermann, Xie Fan, Gregor Hildebrandt, Okka-Esther Hungerbühler, Max Jahn, Esben Weile Kjaer, Friedrich Kunath, Alicja Kwade, Nadine Lohof, David Lynch, Kylie Manning, Andreas Mühe, Robert Nava, Trevor Paglen, Lauren Quin, Christian Rosa, Sally von Rosen, Jeremy Shaw, Pol Taburet, Tristan Unrau.






