
Çağdaş heykel sanatında doğayı sadece bir ilham kaynağı olarak değil, doğrudan doğruya bir yapım malzemesi olarak kullanan çok rafine bir isim bu ara yakın markajımızda. Çağdaş heykelin en özgün ve vizyoner seslerinden biri kabul edilen Christiane Löhr, uzun bir aradan sonra Berlin’e, Galerie Levy’deki çarpıcı solo sergisi “Soffuso” ile geri dönüyor.
1965 doğumlu, çalışmalarını Köln ve İtalya arasında sürdüren Christiane Löhr, bütünüyle organik dünyadan topladığı malzemelerle kendine has soyut-organik bir form dili yaratıyor. Sanatçının şantiyesinde tuğla veya çimento yok; onun yerine kanatlı tohumlar, bitki sapları, pıtraklar, ağaç çiçekleri, at kılları ve hatta kedi-köpek tüyleri birer inşaat malzemesine dönüşüyor.
Bizce Löhr’ün sanatını bu denli sarsıcı kılan detay, topladığı bu narin malzemelerin doğal yapılarına, kimyalarına veya dokularına asla müdahale etmemesi. Onları bozmadan, sadece yeni bir düzenleme ve mimari akılla bir araya getiriyor. Eserlerin ölçeği ise tam bir kontrast harikası: Avuç içine sığacak minyatür formlardan başlayıp, galerinin tüm duvarlarını istila eden ve mekânı baştan tanımlayan devasa enstalasyonlara kadar uzanıyor. Karşımızda hem doğadaki o kendiliğinden büyüme süreçlerini hem de rasyonel mimari yapıları andıran narin bir arkeoloji var.
Sergi, adını İtalyanca hafifçe yayılmış, yumuşak, buğulu gibi anlamlara gelen Soffuso kelimesinden alıyor. Sanatçı, galerinin iki katına yayılan son üç yıllık üretiminden, aralarında yepyeni işlerin de olduğu yirmiye yakın eseri müthiş bir akışkanlıkla yerleştirmiş. İçeri adım attığınızda sizi kelimenin tam anlamıyla hafif bir belirsizlik ve dinginlik atmosferi karşılıyor.
Kuş tüyünü andıran bitki tohumlarından yapılmış narin spiraller, pıtraklar ile kedi-köpek tüylerinin birbirine örülmesiyle oluşturulmuş post benzeri geçirgen dokular ve dev bir duvarın önüne adeta birer minder gibi yığılmış devedikeni tohumu ağları… Tüm bu işler, mekânın içinde adeta havada süzülüyormuş ve her an gözden kaybolacakmış hissi uyandırıyor. En narin ölçekteki bir yapıt bile, gün ışığının açısıyla değişen renk tonları ve güçlü malzeme varlığıyla kendini kilometrelerce öteden hissettirmeyi başarıyor.
Galerinin diğer köşelerinde ise insanı hayrete düşüren bir işçilik saklı: Duvarlara saplanmış incecik dikiş iğnelerinin arasına gerilmiş transparan at kılları. Duvar yüzeyinde şifreli birer yazı gibi duran bu ince çizgiler, mekâna gizemli bir hava katıyor. Gerilmiş, düğümlenmiş ve kendi içinde organik bir yaşam barındıran bu ipler, duvarla sütunları birbirine bağlarken adeta havada asılı kalmış soyut bir müzik partisyonunu andırıyor. Görmek için yakından bakmanız, algılarınızı tamamen açmanız gereken nefis bir deneyim.
Löhr, heykel çalışmalarının yanı sıra kariyerinin ilk günlerinden beri çizimi de pratiğinin merkezinde tutuyor. Sergide göreceğiniz yağlı pastel çizimler de bunun en güzel kanıtı.
Sanatçı, renk pigmentlerini kâğıda fırçayla değil, doğrudan kendi parmaklarıyla ovarak yediriyor. Bu yöntemle kâğıdın merkezinde yoğun, koyu ve adeta siyah birer enerji patlaması yaratan çizim kümeleri oluşturuyor. Siyah ve beyazın o keskin kontrastı, iki boyutlu kâğıt yüzeyini bir anda üç boyutlu bir heykel gibi hareketlendiriyor.
Christiane Löhr, “Soffuso” ile iki boyut ile üç boyut, hafiflik ile ağırlık arasında olağanüstü bir kolaylıkla geçiş yapıyor. Doğanın en uçucu, en önemsiz görünen parçalarını alıp onları zamanın ötesinde birer anıta dönüştürüyor. Berlin’deki bu sessiz ama derinlikli doğa manifestosunu 18 Temmuz 2026 kapanışından önce mutlaka yerinde deneyimleyin. Zihninizdeki heykel tanımını tamamen değiştirecek!