Devasa Bir Polaroid’in İzinde: Carsten Höller Sanat Dünyasını Sürreal Bir Oyun Alanına Çeviriyor

LemonTeras, Pano, Londra20 dakika önce5 Tıklanmalar

“Aslında bu filmde hiç yer almamayı tercih ederdim.” Belçikalı sanatçı Carsten Höller’in belgeselin başında kurduğu bu cümle, biraz geç kalınmış bir temenniden ibaret. Nitekim Polaroid Foundation imzalı The 20×24 Project: Carsten Höller Episode, sanatçıyı tam bir buçuk yıl boyunca Venedik’ten London’a, Arles’ın yakıcı ışığından Basel yakınlarındaki Fondation Beyeler’e kadar adım adım takip ederken; onu kendi kurguladığı sürreal oyunların tam ortasında bırakıyor.

Yaklaşık 20 dakika süren bu kısa belgesel, sanat dünyasının alışılagelmiş mesafeli söyleşi kalıplarını rafa kaldırarak izleyiciyi Höller’in o tekinsiz ama bir o kadar da eğlenceli evrenine davet ediyor.

Sanat Rotalarında Görkemli Bir Yol Arkadaşı: Polaroid 20×24

Yolculuk boyunca ekibe eşlik eden isimler tanıdık: Hans Ulrich Obrist, Jürgen Teller, LUMA’dan Maja Hoffmann, India Mahdavi, Bas Smets ve Casey Spooner. Ancak kitleleri peşinden sürükleyen bu kadronun yanında, yürüyen bir heykel kadar hantal ve görkemli bir yol arkadaşı daha var: Dünyanın en büyük anlık fotoğraf makinesi olan efsanevi Polaroid 20×24.

Yaklaşık 50×60 santimetre boyutlarında devasa kartlar üreten bu mekanik canavar, avuç içine sığan anlık fotoğrafların o tanıdık sabırsızlığını anıtsal birer performansa dönüştürüyor. Palazzo Diedo’nun tarihi atmosferinde ya da London Institute of Contemporary Arts’ın koridorlarında gerçekleşen karşılaşmalar, klasik sorularla değil, kuralları konulmuş oyunlarla biçimleniyor. Kamera sadece izliyor; bir kural koyulduğunda, bir talimat verildiğinde insanların yüzündeki mimiklerin ve beden dilinin nasıl kabuk değiştirdiğini kaydediyor.

Kurallar Konuluyor, Oyun Başlıyor

Höller’in 2024’te yayımlanan Book of Games adlı kitabından süzülen bu deneyler ilk bakışta son derece basit, hatta çocukça görünebilir: Saç çekmek, anlamsız ritimlerle yürümek, garip pozlar vermek… Fakat Höller’i asıl heyecanlandıran şey kuralların kendisi değil; bir insan “Tamam, oynuyorum” dediği anda zihninde beliren o kırılma anı.

Sanatçı, kurguladığı bu mikro deneylerle insan psikolojisindeki o güvenli limanları yıpmayı hedefliyor. Özellikle neşe ile korku arasındaki o nötr bölgeyi ortadan kaldırarak, katılımcıları duygu tayfının en uç noktalarından birine savuruyor.

Kuşlar, Masalar ve Camargue’ın Durgun Suları

Belgesel ilerledikçe mercek, sanat dünyasının elit etkinliklerinden Höller’in daha mahrem ve kişisel alanlarına doğru kayıyor. Stockholm’deki evine konuk olduğumuzda, bahçesindeki dev kafeste yaşayan yetmişe yakın kuşun kanat sesleri karşılıyor bizi. Ardından Moderna Museet’in çatısına çıkıyor, oradan da sanatçının sadece tek bir ana malzemeyle hazırlanan yemeklere adadığı konsept restoranı Brutalisten’e geçiyoruz. Fransa’nın Camargue bölgesinde “hüzünlü kuş gözlemi” yapmak üzere çıkılan keşif yürüyüşü ise filmin absürt ve şiirsel tonunu iyice pekiştiriyor.

Kameranın önünde akıp giden karelerde portre, söyleşi, bilimsel deney ve ince bir mizah birbirinin içinde eriyor. Banyo edilen her dev Polaroid kartı, o an yaşanan sürreal karşılaşmanın somut bir delili olarak kalırken; kadrajda görünmek istemediğini söyleyen Höller’in kendisi, yarattığı durumlar, tutkuları ve dostlarıyla birlikte filmin en net portresine dönüşüyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3