Harabelerin İçinden Doğan İsyankâr Silüetler: Georg Baselitz ve The Heroes 1965–66

no26Sokak, Londra9 dakika önce4 Tıklanmalar

“Yıkılmış bir düzenin, harabeye dönmüş bir coğrafyanın ve darmadağın olmuş bir toplumun içine doğdum.”

1995 yılında sarf ettiği bu sözler, aslında sıradan bir geçmiş zaman anlatısı değil; Georg Baselitz’in fırçasını neden bir balyoz gibi kullandığının en net manifestosudur. O, kendisine dayatılan sahte düzenleri yeniden inşa etmekle hiç ilgilenmedi, çünkü sözde “düzen” yalanının nelere mal olduğunu kendi gözleriyle görmüştü. Şimdi, bu sarsıcı reddedişin en saf, en çiğ hallerinden biri Londra’nın zarif sokaklarında, tarihi Ely House’un duvarları arasında izleyiciyle yüzleşiyor.

Thaddaeus Ropac galerisi, 13 Ekim – 18 Aralık 2026 tarihleri arasında, savaş sonrası Avrupa resminin seyrini değiştiren o efsanevi döneme, Georg Baselitz’in The Heroes 1965–66 (Kahramanlar) serisine ev sahipliği yapıyor.

Kahramanlar derken, pelerinli kurtarıcılardan ya da parlak zırhlı ideallerden bahsetmiyoruz. Çerçeveden dışarı taşacakmış gibi duran bu figürler; yıpranmış kıyafetleri, devasa orantısız elleri ve ayaklarıyla melankolik, parçalanmış ama bir o kadar da inatçı silüetler. Baselitz’in henüz yirmili yaşlarının sonundayken tuvale döktüğü bu seri, aslında sanatçının kendi varoluşsal krizini, aidiyetsizliğini ve dönemin Avrupa’sında dolaşan hayaletleri ete kemiğe büründürdüğü o büyük dönüm noktası. Bugün Baselitz deyince aklımıza gelen o güçlü görsel dilin, o tavizsiz pratiğin tohumları tam da bu seride atılmıştı.

İngiltere’de sanatçının bu dönemine özel olarak adanan ilk sergi olma özelliğini taşıyan seçki, kelimenin tam anlamıyla bir gövde gösterisi. Neden mi? Çünkü Tate, Berlinische Galerie, Museum Frieder Burda ve Museum Küppersmühle Duisburg gibi dev kurumların koleksiyonlarından, özel arşivlerden ve sanatçının ailesinden kopup gelen başyapıtlar ilk kez bu kurguda bir odayı paylaşıyor. Bir resmin önünden diğerine geçerken, 60’ların o tekinsiz, ağır atmosferini yaka paça üzerinizde hissediyorsunuz; sergi sizi izleyici olmaktan çıkarıp o yıkık dökük manzaranın bir parçası haline getiriyor.

Bizler sanatçıyı asıl olarak figürleri tepetaklak ettiği radikal kompozisyonlarından, Centre Pompidou’dan Guggenheim’a uzanan dev retrospektiflerinden ya da 2024 yılında Sakıp Sabancı Müzesi’nde ağırladığımız o görkemli sergisinden çok iyi tanıyoruz. Kariyeri boyunca Venedik Bienali’nden Documenta’ya kadar girilmedik kale bırakmayan, bugün bile Floransa’dan Seul’e dünyanın dört bir yanında işleri eşzamanlı olarak sergilenen bu efsanenin çekirdeğine, o ilk büyük patlama anına inmek istiyorsanız adresiniz Ely House olmalı. Ayrıca sergiye Max Hollein’in metniyle hazırlanan kapsamlı bir kitabın eşlik ettiğini de not düşelim. 

18 Aralık’a kadar vaktiniz var. Eğer yolunuz Londra’ya düşerse, savaş sonrası Avrupa’nın bu yaralı ama boyun eğmeyen kahramanlarının nefesini yakından hissetmek, çağdaş resmin en sarsıcı duraklarından birine tanıklık etmek için bu sergiyi mutlaka ajandanıza alın. Sükunetin değil, sarsıntının vadedildiği bir sanat deneyimi arayanlar için kusursuz bir karşılaşma.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3