
Londra’da sonbaharın ilk renklerinin belirdiği The Regent’s Park patikalarında yürürken karşımıza çıkan o anıtsal siluetler, ilk bakışta sanki zamanın ötesindeki bir kazı alanından buraya taşınmış antik kalıntıları andırıyor. Çek sanatçı Matyáš Chochola’nın Frieze Sculpture 2026 kapsamında parkın doğal peyzajına yerleştirdiği üç devasa yapıt—BRUTALIST, METEOR ve MACE II—dijital geleceğin soğuk disipliniyle insan elinin organik izlerini aynı gövdede birleştiriyor. Fatoş Üstek’in küratörlüğünde biçimlenen bu açık hava sergisinde adımlarken, heykellerin her bir açısından yansıyan doku oyunlarında malzemenin nasıl canlı bir anlatıya dönüştüğünü bizzat tecrübe ediyoruz.
Bu üçleme, Chochola’nın “Zamanımızın Erdemleri ve Kusurları: 300 Yıl Sonra” başlığını taşıyan 12 parçalık kapsamlı serisinin en güçlü halkalarından. Sanatçı, ilham rotasını tam üç asır geriye, Doğu Bohemya’daki Kuks Hastanesi için Matthias Bernard Braun tarafından yontulan Barok heykellere kırıyor. O dönemin kumtaşından biçimlenen ahlak alegorileri; bugün Chochola’nın dünyasında Kübizm, Brutalizm, antik mitler ve 80’lerin bilimkurgu estetiğinin kesişim noktasında yeniden doğuyor. Zamanında açık havada duran ancak koruma amacıyla müze mekânına çekilerek yerini beton dökümlere bırakan Braun’un heykelleri gibi, Chochola da orijinal olan ile kopya, geçmiş ile gelecek arasındaki sınırı The Regent’s Park’ın ağaçları altında flulaştırıyor.
Heykellerin yanına sokulup yüzeylerindeki izleri takip ettiğinizde, robotik 3D baskı teknolojisinin milimetrik hassasiyeti ile sanatçının el müdahaleleri arasındaki büyüleyici gerilimi hemen hissediyorsunuz. Çek teknoloji firması Voxell iş birliğiyle üretilen ve her biri yaklaşık üç ila dördü metre yüksekliğe, bir ton ağırlığa ulaşan bu anıtlar, sıradan birer beton kütle olmanın çok ötesinde. Robotik kolların standart katmanlama kurallarını yıkan açılı hatları; yüzeylerin zımparalanması, yontulması ve cila işlemleriyle adeta kemiksi bir dokuya bürünmüş. Betonun ham, soğuk griliğine elle gömülen renkli cam kırıkları, bronz ve pirinç parçaları ile özel pigmentler, gün ışığı değiştikçe heykellere dramatik bir derinlik kazandırıyor.
Sergilenen üç eserin parkın atmosferinde yarattığı his ise oldukça katmanlı:
BRUTALIST, dekonstrükte edilmiş klasik bir sütun formunu Brutalist mimarinin dikbaşlı geometrisi, Memphis Grubu’nun oyunbaz çizgileri ve futuristik sinema estetiğiyle yeniden harmanlıyor.
METEOR, ilhamını Oregon’da keşfedilen ve Chinook halkının Tomanowos adını verdiği tarihi göktaşından alıyor. Beton yapının içine elle yerleştirilen cam parçaları, parkın sık yaprakları arasından süzülen ışığı yakaladığında yüzeyde adeta göksel bir parıltı açığa çıkarıyor.
MACE II ise antrasit tonlu beton harcına yedirilen bakır tozu kaplamasıyla dikkat çekiyor. Hem antik çağlardan kalma anıtsal bir savaş gürzünü hem de kült bir bilimkurgu filminden fırlamış teknolojik bir kalıntıyı andıran yapısı, brute estetiğin en dokunsal örneklerinden birini sunuyor.
1 Kasım 2026’ya kadar The Regent’s Park’ın yeşil örtüsüyle diyalog kurmaya devam edecek olan bu yapıtlar, izleyiciye sadece formel bir heykel sergisi değil; taş ustalığının kadim hafızası ile yarının robotik sanatı arasında kurulan melez bir ekolojiyi yerinde soluma imkânı veriyor. Parkın sessizliğinde bu beton devlerin gölgesinde durmak, malzemenin zamansız dönüşümüne tanıklık etmenin en somut hali.






