
Beton denizlerinin ortasında, bir spor sahasının yeşilliğinde ya da kentin kimsenin bakmadığı bir çatısında ansızın karşınıza çıkan devasa bir siluet… Fransız sanat ikilisi Ella & Pitr, gri kent peyzajını devasa insan figürleriyle yeniden biçimlendiriyor. Gökyüzünden bakıldığında tüm ihtişamıyla beliren bu dev karakterler, şehirlerin binalarla sıkışmış monotonluğuna neşeli ve bir o kadar da poetik bir dokunuş katıyor.
İkilinin devasa fırça darbelerinden doğan bu bedenler, aslında gündelik hayatın görünmez kahramanlarına ait. Toplumun genellikle teğet geçtiği, kenarda kalmış insanları—mültecileri, yaşlıları, sokakların sessiz tanıklarını—kamusal alanın tam merkezine yerleştiriyorlar. Bazen bir kent fıskiyesinin etrafına kıvrılarak derin bir uykuya dalan, bazen bir otoparkın daracık köşesine sığışmaya çalışan, bazen de gökyüzüne doğru içten bir kahkaha patlatan bu figürler; insan ruhunun kırılganlığını, direncini ve yaşama sevincini görünür kılıyor.
Kent mimarisinin soğuk açılarını birer yastık ya da yorgan gibi kullanan ikili, izleyiciyi sıradan bir duvar resminin ötesine geçirip yukarıdan bakıldığında anlam kazanan sinematik bir kareye ortak ediyor. Binaların teraslarından sokak aralarına taşan bu mizahi anlatı, şehrin koşturmacasında durup soluklanmak isteyenlere tanıdık bir tebessüm bırakıyor.
Ella & Pitr’ın sokaklara yaydığı bu oyunbaz ve insani dünyayı yerinde deneyimlemek isteyenler için rota yakında Fransa’ya çevriliyor. İkili, Rennes kentinde bulunan Galerie Jonathan Roze’da sanatseverlerle buluşacak “Points de Suspension” başlıklı yeni sergilerine hazırlanıyor.






