
Doğru kabul edilen yoldan sapmak, karanlıkta iz sürmek ya da bilinen sınırların dışına taşmak… Çoğu zaman bir başarısızlık veya hata gibi algılanan bu eylemler, sanatsal bir zihnin elinde dönüşümün ve keşfin en güçlü simyasına dönüşebilir mi?
Meksika doğumlu, New York’ta yaşayan sanatçı Felipe Baeza, Maureen Paley galerisi bünyesindeki üçüncül kişisel sergisi “Errantry” ile tam olarak bu soruya odaklanıyor. 18 Temmuz – 6 Eylül 2026 tarihleri arasında İngiltere’nin Hove kentindeki Morena di Luna mekanında izleyiciyle buluşan sergi, sanatçının mistik, queer ve malzeme odaklı katmanlı evrenine açılan büyüleyici bir kapı sunuyor.
Baeza’nın pratiği, sabit kalmayı veya tek bir medyuma sıkışmayı reddeden üretken bir huzursuzlukla şekillenir. Mürekkep, akrilik, kesilmiş kâğıt, sicim, vernik, suluboya ve gümüş yaprak gibi malzemeleri kanvas veya paneller üzerinde bir araya getiren sanatçı, tesadüflere ve denemeye alan açan titiz bir malzeme araştırması yürütür.
Christopher Alessandrini’nin sergiye eşlik eden kaleme aldığı metinde de vurgulandığı gibi Errantry (sapma/sürüklenme), geleneksel modellerden uzaklaşmanın ruhsal ve sanatsal bir zorunluluk olduğunu savunur. Signals beneath the surface veya elsewhere, still gibi büyük ölçekli eserlerde, katmanlı yüzeylerin arasından bakan gözler ve sanatçının imzası haline gelen kesik kâğıttan el figürleri öne çıkar. Bu kompozisyonlar, izleyiciye bir rahim sıcaklığı ya da bilinmeyen bir derinlik hissi veren zengin kahverengi kalkanlarla kuşatılmıştır.
Sergi, şair Frank O’Hara’nın “Peki ya gümüşi imgelerle bezenmiş, karanlıkta büyüyen ruha ne demeli?” mısralarından feyz alarak izleyiciyi karanlığın dönüştürücü gücüne davet eder. Maya kozmolojisinde bereketin ve yeraltı dünyasının kutsal alanları sayılan Naj Tunich mağaralarından günümüzün sinema salonlarına uzanan bu anlatı; gizli arzuların, queer kültürünün ve toplumsal denetimden uzak alanların insan ruhunu nasıl beslediğini işler.
Kamera takiplerinin, cam binaların ve sürekli gözetlenmenin hakim olduğu günümüz şeffaf dünyasında Baeza; izleyicisiyle gölgede, eşikte ve görünmeyende buluşmayı seçer.
Baeza’nın sergide öne çıkan işlerinden biri de “Sonder” adını verdiği portre serisidir. Sanatçı; kendi dünyasını şekillendiren vizyoner sanatçı, yazar ve aktivistlerin sadece gözlerini resmettiği yüzsüz portreler sunar. Kuir ikonu ve aktivist Agosto Machado’ya adanan çalışmanın yanı sıra Sylvia Rivera ve Marsha P. Johnson gibi öncü isimlerin küçük ölçekli portreleri de bu seçkide yer alır.
Ayrıca galeride, Baeza’nın stüdyosundan getirdiği efemeralar ve basılı materyallerden oluşan özel bir vitrin düzenlemesi sergilenmektedir. Bir “sergi içinde sergi” niteliği taşıyan bu vitrin; Agosto, Sylvia ve Marsha gibi isimlerle tarih ötesi bir akrabalık ve dayanışma bağı kurarak kişisel hafızayı kamusal alana taşır.