
İstanbul’un tarihi yarımadasında, zamanın ruhunun somutlaştığı yerlerden biri olan Şerefiye Sarnıcı, bugünlerde alışılmışın dışında bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor. 1600 yıllık büyüleyici atmosfer, Anadolu’nun mistik Şahmeran mitini çağdaş sanatın yenilikçi diliyle bir araya getiriyor. No-26 Apartmanı sakinleri için bu, sadece bir sergi gezisi değil; tarihin derinliklerinden gelen bir “yılanlar kraliçesinin” modern dünyanın aynasında kendini yeniden bulma hikayesi. Bu içerikte, tarihin tozlu sayfalarından fırlayıp günümüz heykeltıraşlarının ellerinde hayat bulan Şahmeran’ın izini süreceğiz. Neden mi gitmelisiniz? Çünkü bazen şehrin bugününde kaybolduğumuzda, cevabı en derinde, “sarnıç katında” buluruz.
Şerefiye Sarnıcı’nın tarihi dokusu, serginin en güçlü ögesi olarak karşımıza çıkıyor. Sergide yer alan eserler, sarnıcın mistik iç mekanında ve gün ışığıyla yıkanan bahçesinde ziyaretçilerini tarihle iç içe bir keşfe davet ediyor. Mitoloji, tarih ve çağdaş sanatın aynı mekanda buluşması, izleyiciye zamanlar arası bir köprü kurma imkanı sunuyor.
Sergi, Şahmeran mitini tek bir bakış açısına hapsetmek yerine, Türkiye çağdaş sanatının önemli isimlerinin özgün yorumlarına açıyor. Bubi, Fırat Engin, Mehmet Sinan Kuran, Baysan Yüksel, İsmet Yedikardeş ve Seydi Murat Koç imzalı 6 heykel, Şahmeran’ın gizemini, gücünü ve eşsiz güzelliğini farklı üsluplarla yeniden anlatıyor.
Bubi ve İsmet Yedikardeş: Formun sınırlarını zorlayan yaklaşımlarıyla mitolojiyi heykelleştiriyorlar.
Fırat Engin ve Seydi Murat Koç: Şahmeran’ın gücünü ve hikayesini modern bir estetikle harmanlıyorlar.
Mehmet Sinan Kuran ve Baysan Yüksel: Figüratif yaklaşımlarıyla mitin görsel zenginliğini çağdaş detaylarla süslüyorlar.
Şahmeran, sadece bir yılan-kadın figürü değil; bilgeliğin, ihanetin ve fedakarlığın sembolüdür. Şerefiye Sarnıcı’ndaki bu yerleştirme, kadim bilgeliğin modern sanatla nasıl “re-enkarne” olabileceğini gösteriyor. Her bir sanatçının özgün bakış açısı, Şahmeran’ın binlerce yıllık gizemini 2026’nın İstanbul’una taşıyor.






