
Hulu’nun altı bölümlük yeni İngiliz komedisi Alice & Steve, ekran karşısına geçtiğinizde ilk anda konseptinden ötürü mesafeli yaklaşabileceğiniz, fakat içine girdikçe sizi dürüstlüğüyle alt eden cüretkar ve tekinsiz bir yapım. Hikaye, ellili yaşlarındaki iki eski dostun, Alice (Nicola Walker) ve yeni boşanmış Steve’in (Jemaine Clement) etrafında açılıyor. Kurallara uymakla pek arası olmayan bu ikilinin dünyası, daha ilk bölümde Steve’in köpeğinin yanlışlıkla kokainlerini yemesiyle tetiklenen absürt bir veteriner macerasıyla start alıyor. Ancak pilot bölümün asıl sarsıcı ve aykırı virajı, final sahnesinde Steve’in, Alice’in yirmili yaşlarındaki yetişkin kızı Izzy (Yali Topol Margalith) ile birlikte olmasıyla dönülüyor. Izzy’nin annesine bu durumu ilk fırsatta bir gerçek aşk hikayesi olarak itiraf etmesi, anlatıyı bildiğimiz tüm konforlu aile hikayelerinin tamamen uzağına fırlatıyor.
Arralarında yirmi yılı aşkın yaş farkı bulunan ve neredeyse bebekliğinden beri büyümesini izlediği bir genç kadınla birlikte olan olgun bir adamın yarattığı o kaçınılmaz rahatsızlık hissi, diziyi Woody Allen ve Soon-Yi Previn vakasının o marazi sularına yaklaştırıyor. Formülün bu denli mayınlı bir ahlak zemininde ilerlemesi anlatıyı batırabilecekken, Sex Education’dan hatırladığımız Sophie Goodhart’ın kaleme aldığı senaryo bu imkansız kurulumu zekice kurtarmayı başarıyor. Dizi, sonraki bölümlerde bu etik krizle doğrudan yüzleşmekten çekinmiyor; hatta bir Trivial Pursuit masa oyunu sahnesinde Woody Allen tartışmasını karakterlerin dilinden açıkça masaya yatırarak durumu ucuz bir klişeye kurban etmiyor. Steve karakterinin kusurlu cazibesi ile Izzy’nin kendi kararlarını verebilen özgür iradesi ve Alice’in son derece haklı öfkesi anlatıda harika bir dengede tutuluyor.
Yapım her ne kadar iki isimli bir başlığa sahip olsa da, bu hikaye baştan aşağı Nicola Walker’ın oyunculuk resitaline dönüşüyor. Walker, yetişkin kızını kendi rızasıyla dahil olduğu bir ilişkiden korumaya çalışırken kendi hayatını ve evliliğini havaya uçuran o tam zamanlı kaos ajanını muazzam bir kırılganlıkla canlandırıyor. Kamera, iyi ya da kötü hiçbir ışık filtresinin arkasına saklanmadan doğrudan Walker’ın yüzündeki çizgilere ve ifadelere odaklanarak, elli yaşındaki dürtüsel bir kadının çıplak gerçeğini perdeden yüzümüze vuruyor. Ona eşlik eden Jemaine Clement, ne kadar hatalı davrandığının farkında olan ama yine de hırpalanmış ve tuhaf bir şekilde çekici kalmayı başaran Steve rolünde harika bir performans sergilerken; Joel Fry ise Alice’in tüm bu dramatik çılgınlıklarına sabırla katlanan o düşünceli ve nahif kocayı incelikle canlandırıyor.
Tabii ki Alice & Steve kusursuz bir ritme sahip değil; nitekim dördüncü bölüme gelindiğinde anlatı ani bir tıkanma yaşayarak televizyon dünyasının en bayat ve tahmin edilebilir klişelerine teslim olan bir uyku moduna geçiyor. Ancak bu geçici tökezlemeyi göz ardı ettiğimizde, dizinin insan doğasındaki o büyüme sancılarına, aile bağlarına ve sevginin karmaşık yapısına dair söylediği sözler baki kalıyor. Karakterler mucizevi bir şekilde daha iyi insanlara dönüşmüyor ama Alice kendi sınırlarıyla büyümeyi öğrenirken, Steve de artık hayati kararlarını etrafındaki güçlü kadınların iradesine devretmekten vazgeçip kendi hayatıyla yüzleşiyor. Alice & Steve, tüm o çılgın, dengesiz ve aykırı tonuna rağmen, insan ilişkilerinin rasyonel kalıplarla açıklanamayacak o dürüst ve pürüzlü doğasını kutlayan son derece akıllıca kurgulanmış bir seyirlik sunuyor.






