
Londra’nın çağdaş sanat haritasındaki en güçlü duraklarından Pace Gallery, Krakow merkezli genç ve vizyoner ressam Krzysztof Grzybacz’ın Birleşik Krallık’taki bu ilk kişisel kurumsal sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 3 Eylül – 3 Ekim 2026 tarihleri arasında Hanover Square’deki galeride izlenebilecek olan “Haruspex” başlıklı sergi, sanatçının pentür dilinde radikal bir olgunlaşma evresini işaret ediyor. Adını antik Roma’da kurban edilen hayvanların organlarına ve iç yapılarına bakarak geleceği okuyan kâhinlerden alan sergi, bu mistik başlığın hakkını verircesine odağını insan anatomisine, bedenin bir kurgu olarak nasıl inşa edildiğine ve zamanın tenimizde bıraktığı tortulara çeviriyor.
Grzybacz, önceki serilerinde daha çok gündelik nesneler, doğa ve insan gövdesi arasındaki naif ilişkileri masaya yatırırken, Haruspex ile birlikte bedeni tamamen bir hafıza laboratuvarı olarak konumlandırıyor. Sanatçıya göre beden, geçmişteki “eski benliklerimizin” hatıralarını, içgüdülerini ve yaşanmış deneyimlerini katmanlar halinde biriktiren akışkan bir mekândır; biz yaşlandıkça bu eski benlikler yüzeye sızar ve görünür hale gelir. Doğrusal bir hikaye anlatıcılığını tamamen reddeden bu sergilemede her bir tablo, stüdyo eskizlerinden, tamamlanmamış düşünce fragmanlarından ve bilinçaltının tekinsiz dehlizlerinden beslenen bağımsız birer kurgu olarak parıldıyor.
“Renk, bitkiler ile insanların evrimsel ortaklığından doğan biyolojik bir dil olduğu kadar; kuralları esneten, gizlenen ve zamanla kendini açık eden queer bir kimlik manifestosudur.”
Sergideki tablolara yakından bakıldığında, sanatçının geçmiş üretimine referans veren narin görsel oyunlar göze çarpıyor. Boyanmış tekstil dokularının arasına ustaca gizlenmiş çiçek motifleri, hem eski serilere zarif bir selam çakıyor hem de kent yaşamının rasyonelliğine karşı doğanın o vahşi otonomisini savunuyor. Grzybacz, modern şehir hayatının kopardığı insan-doğa bağını, resimlerindeki desenler, izler ve organik dokular aracılığıyla adeta bir iade-i itibar gibi yeniden inşa ediyor. Tuvallerdeki bu içgüdüsel renk paleti ise oldukça şaşırtıcı bir bilimsel teoriden besleniyor: Bitkilerdeki renk evriminin, zamanla insan ve hayvanlardaki renk algısının evrimini doğrudan şekillendirdiği düşüncesi, ressamın fırçasına yön veriyor.
Bu renk politikası aynı zamanda sergide doğrudan queer kimliğe ve aidiyete açılan estetik bir kapı işlevi görüyor. Krzysztof Grzybacz, bu yeni üretimlerini asla doğrudan birer otoportre olarak tanımlamasa da, resimlerin tamamlanmasının ardından geriye dönüp bakıldığında yoğun otobiyografik elementlerin ve kişisel itirafların tuvallerden dışarı sızdığını ifade ediyor. Sanatçının bugüne kadar ürettiği en büyük tek yüzeyli anıtsal tabloyu da bünyesinde barındıran ve yaklaşık on yeni pentürden oluşan bu rafine seçki, sonbahar sezonunda Londra sanat sahnesinin en taze ve heyecan verici buluşmalarından biri olmaya aday.






