
Dünya prömiyerini Berlinale Forum’da yapan Banu Sıvacı’nın ikinci uzun metrajı Günyüzü, 33. Altın Koza Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında izleyiciyle buluştu. Festivalden 3 büyük ödülle dönen filmin Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazan oyuncusu Süleyman Kadim Kabaali ile filmin hikayesini ve “Onu bir yerlerde, çok uzaklarda yalnız bırakmanın hüznü kaldı bende” dediği Ayhan karakterini konuştuk…
Günyüzü’nde Ayhan’ı ilk okuduğunuzda sizi bu karakterde yakalayan şey ne oldu? Onun sessizliği, geçmişle kurduğu ilişki ve ailesini koruma biçimi size nasıl bir karakter portresi sundu?
Bu senaryoyu okuduğum zaman beni etkileyen ilk şey Ayhan’ın yalnızlığı oldu. Bugün bile düşündüğüm zaman Ayhan’ın hala orada oluşu, orada olduğunu ve orada kaldığını düşünmek gerçekten beni çok etkiledi. Çünkü herkes gitti, Ayhan ise hayvanları ile birlikte yine orada, köyünde kaldı. Biz bu filmde hiçbir zaman Yönetmenimiz Banu Hocam (Sıvacı) birlikte net renkleri istemedik, ara renkleri istedik. Genelde karakterler filmlerde iki boyutlu kalabiliyor ama Ayhan’ın haklı taraflarını düşüne düşüne bu süreci yarattık. Film zaten herkesin haklı olduğu bir film, trajedi de buradan doğuyor diye düşünüyorum. Haklı ile haklının çatışmasından…
Ayhan, film boyunca çok şey taşımasına rağmen bunları çoğu zaman söze dökmeyen bir karakter. Bir oyuncu için susan bir karakteri oynamak, konuşan bir karakteri oynamaktan daha mı zor?
Elbette filmlerde, rollerde konuşabilmek oyuncuya büyük avantaj sağlıyor, işini kolaylaştırıyor ancak bakışla ve bedenle oynamak daha zor bir şey. Ama bana kalırsa sinema zaten görsel bir sanat, bu anlamda ben sinemaya çok sözün fazla olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa az laflarla kurulan filmler daha başarılı. Rolü çalışırken, karakteri içinizde anladığınız zaman nasıl durmanız, nasıl bakmanız, ne yapmanız gerektiği kendi kendini şekilleniyor.
Filmde Ayhan’ın geçmişte yaşananlarla bugün arasında sıkışmış olduğunu görüyoruz. Siz Ayhan’ın gerçekten neyi bildiğini, neyi bilmek istemediğini ve neyi kendisinden bile sakladığını nasıl yorumladınız?
Bu role çalışırken hiç filmde görmediğiniz, olmayan, senaryoda yazılmayan çok başka şeylere inandım. Bu da benim sırrım olsun.
Günyüzü’nde aile kavramı güvenli bir alan olmaktan çıkıp geçmişin yüklerini taşıyan bir yapıya dönüşüyor. Ayhan’ın ailesine bağlılığı ile hakikat karşısındaki suskunluğu arasında nasıl bir denge kurdunuz? Onu oynarken haklı çıkarmaya mı, anlamaya mı çalıştınız?
Ayhan’ı oynarken hem onu haklı çıkarmaya hem de anlamaya çalıştım diyebilirim. Esasında filmde herkes bir şekilde birbirinden intikam almak istiyor. Ayhan’ın rol ve yöntemi de Suna’nın yol ve yöntemi de çok başka. Bu anlamda geçmişi örtmek ve oradaki aile yapısını korumaya çalışması Ayhan’ı haklı ya da haksız yapmıyor. Ancak Ayhan’ın bir taraftan da riyakâr bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Bekir ile ticaret yaparken bir yandan da geçmişte onlara yaşattığı şeylerin öcünü başka bir şekilde, tarlalarını elinden alarak almak istiyor, istiyor.
Filmde demansın da etkisiyle hafıza, suç ve hakikat birbirine karışıyor. Ayhan’ın geçmişle yüzleşmek zorunda kaldığı anlarda karakterin içinde nasıl bir çatışma olduğunu düşündünüz? Seyircinin Ayhan’a öfkelenmesini mi, onu anlamasını mı beklediniz?
Başta kendim Ayhan’ı anlamaya ve anlatmaya çalıştığım için seyircinin Ayhan’ı anlamasını istedim. Takdiri de seyirciye bıraktım, beni sevebilir veya sevmeyebilirler. Kendi adıma dışardan görünen şeyle çok ilgilenmedim, rolümün hep haklı taraflarına baktım diyebilirim. Çünkü en nihayetinde ben bir anlatıcıyım.
Banu Sıvacı’nın kurduğu dünyada oyunculuk oldukça ölçülü; duyguların seyirciye doğrudan açıklanmadığı bir anlatım var. Banu Sıvacı ile çalışırken “daha az oynamanın” aslında daha fazla şey anlatabileceği bir oyunculuk anlayışına nasıl ulaştınız?
Genel olarak yönetmenlerle kurduğum ilişki şöyledir; ben her şeyi fazlasıyla ortaya koyarım, fazla fazla vermeye çalışırım. Bazen inatçı da bir yapım olur ‘nasıl olması gerektiği’ ile ilgili. Aslında çok cüretkarımdır ama son sözü hep yönetmenime bırakırım. Her sahnenin birçok varyasyonunu çektik, Banu hocam benim oynamak istediğim şekle izin verdi ama çok kibar bir şekilde genel bütünü kendisi benden daha iyi gördüğü için bazı şeyler istedi ve ben hiç direnmedim. Eğer Ayhan’ı anlatabildiysem onun sayesindedir, netice bu şekilde ortaya çıktı diyebilirim.
Günyüzü’nde mekân ve doğa da karakterlerin duygularını taşıyor. Ayhan’ı oynarken filmin geçtiği coğrafya, evler, yollar ve özellikle doğayla ilişkiniz performansınızı etkiledi mi? Mekânın oyuncunun bedenine de bir şey bıraktığına inanıyor musunuz?
Mekanın oyuncunun bedeninde bir şey bıraktığına elbette inanıyorum. Ayhan’ı oynarken filmin geçtiği coğrafya, evler, yollar ve özellikle doğayla ilişkim performansımı etkiledi, bana Adana’daki çok eski zamanlarımı hatırlattı. Çünkü ben çocukken hayvanlar, insanlar, bitkiler hep birlikte yaşıyordu. Sanki eşit bir şekilde doğanın ve evrenin sahibiydiler. Bugün bambaşka bir şekle büründü. Şimdi ciddi bir şekilde ayrıldı. Artık insanlar rezidansların içinde doğadan çok uzak bir şekilde yaşıyor. Dolayısıyla tabii ki mekân insanın ruhuna sirayet ediyor ve ruhunuza sirayet ettikçe rol de bedeninizde şekilleniyor.
Ayhan’ın geçmişle kurduğu ilişkinin yanında, Suna’yla karşı karşıya geldiği anlarda sizin için asıl mesele neydi? İki karakter arasındaki gerilimi öfke üzerinden değil de yılların biriktirdiği sessizlik üzerinden kurmak nasıl bir deneyimdi?
Ayhan ve Suna’nın arasındaki gerilimi öfke üzerinden değil de yılların biriktirdiği sessizlik üzerinden kurmak çok güzel bir deneyimdi. Çünkü biz geçmişle alakalı soruları olan kişilerin meseleyi öfke ve kavgayla halletmelerine alışmışız. Karakterlerin bu meseleleri bağıra çağıra halletmelerindense sessizce, kırgınlıkla halletmeleri, daha içten hesaplaşmaları durumu hem seyir zevkini yükseltti hem de alışık olduğumuz ağzından salyalar akarak bir gerçeği anlatma durumundan bizi uzaklaştırdı. Bu anlamda incelmiş duygularla oynamak ve aslında çok büyük bir meseleyi bu incelmiş duygularla anlatabilmek hem oyunculuğumuza çok şey kattı hem de filmi tertemiz ve şefkatli bir anlatıma dönüştürdü diyebilirim.
Bir oyuncunun aldığı ödül, çoğu zaman performansın görünen tarafını ödüllendiriyor ama Günyüzü gibi sessizlik, bakış ve küçük hareketlerin önemli olduğu bir filmde performansın büyük kısmı görünmeyen bir yerde gerçekleşiyor. Taormina Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldığınızda, özellikle Ayhan’ın bu sessiz tarafının görülmesi sizin için ne ifade etti?
Ayhan’ın bir yerlerde ödüllendirileceğini biliyordum. Ama biraz incelmiş beğenileri olan ve duyguları başka olan, benim saklanan oyunculuğumu gören gözlere ihtiyacım vardı. Bunun bir şekilde görünür olması beni çok mutlu etti. Çünkü Ayhan içe dönük, bakışlarıyla duruşuyla, edasıyla oynayan, kendini gösteren bir karakterdi. Bunu anlayacak ve görecek gözlere ihtiyacı vardı. Aldığım ödül benim için çok değerli ve kıymetliydi. Taormina Film Festivali’nin jürisi etkileyici bir jüriydi. Jane Campion’in; Oscarlı, Baftalı ve Altın Palmiyeli bir yönetmenin sadece beni değil bizi görmesi müthiş etkiledi. Adana’ya gelince, buradaki jürinin de Ayhan’ı görmüş olması beni ziyadesiyle mutlu etti. Çünkü incelmiş, içine kapanık, bakarak oynayan bu zor karakter için böyle bir jüriye ihtiyacımız vardı.
Bir karakteri oynarken ondan mutlaka kendinize bir şey bulaştırırsınız. Ayhan’dan size kalan ne oldu? Günyüzü bittikten sonra bu karakteri geride bırakabildiniz mi, yoksa hâlâ sizinle birlikte yürüyen bir tarafı var mı?
Rolün etkisinde elbette kalıyoruz. Bununla alakalı ustalarımızın, oyuncu arkadaşlarımızın da birçok farklı fikri var. Oynadığınız şey size sirayet ediyor. Sizden bir şeyler götürürken size bir şey de katıyor. Kimi zaman siz ona bir şey katıyorsunuz ve karmakarışık şeyler yaşayabiliyorsunuz. Rolün etkisinde değilim ama Ayhan’ın bir yerlerde hala yaşıyor olduğu duygusu doğruyu söylemek gerekirse hala zihnimde mevcut. Ayhan orada bir yerlerde hala hayatına devam ediyor. Bu benim için genel olarak böyle. Her oynadığım rol elbette bana sirayet ediyor ve benden de bir şey oynadığım role sirayet ediyor. Son olarak Ayhan’dan size ne kaldı diyorsanız, onu bir yerlerde, çok uzaklarda yalnız bırakmanın hüznü kaldı bende.






