
Doğu Anadolu’nun çetin coğrafyasında, Ağrı Dağı’nın gölgesinde uzanan sessiz sırtlar, asırlardır insan zihnini meşgul eden kadim bir efsanenin izlerini taşıyor. Rüzgârın ve zamanın aşındırdığı volkanik toprakta, ilk bakışta devasa bir geminin omurgasını andıran o siluet —yani Durupınar Oluşumu— her birkaç yılda bir “Nuh’un Gemisi sonunda bulundu mu?” heyecanıyla yeniden gündeme geliyor. Ancak jeoloji dünyasının ve arkeologların yanıtı net: Doğa, bazen insan hayal gücünü sınayan ustalıkta biçimler yontar; fakat bu kayalık çanak, kutsal metinlerin izini sürenlerin aradığı o ahşap tekne değil.
Bölge, geçtiğimiz yaz bir kez daha radar cihazları ve yüksek çözünürlüklü tarama ekipmanlarıyla donatılmış uluslararası bir ekibi ağırladı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cenker Atila önderliğindeki araştırmacılar, Kalifornia merkezli “Noah’s Ark Scan” kolektifiyle birlikte alanda yeni bir saha çalışması yürüttü. Yüzeyin altını 2 ve 3 boyutlu modellemelerle haritalandırmayı hedefleyen ekibin nihai raporu 2027’de açıklanacak. Yine de bilim çevreleri beklentiyi yüksek tutmama konusunda kararlı. Zira işin mutfağında bilimsel meraktan fazlası var: Bölgeye 3.600 dolar gibi yüklü ücretlerle tur düzenleyen yapının varlığı, araştırmanın arkasındaki ticari motivasyonu da gözler önüne seriyor.
Peki, deniz seviyesinden yüzlerce metre yüksekteki volkanik bir tepe neden yüzyıllardır bir gemi enkazının adresi olarak görülüyor? Yanıt, Yaratılış anlatısındaki “Gemi Ararat dağlarında durdu” ifadesinde saklı. Orta Çağ’dan bu yana pek çok araştırmacı, bu tarifi Ağrı ve Tendürek çevresine uyarladı. Büyük Ağrı’nın yaklaşık 30 kilometre güneyinde yer alan 164 metrelik bu oval hatlar da simetrik yapısıyla efsaneye adeta biçilmiş bir kaftan sundu.
Ancak yerbilimcilerin penceresinden bakıldığında manzara bambaşka bir hikâye anlatıyor. 1970’lerden bu yana bölgeyi inceleyen uzmanlar, bu formun tamamen doğal aşınma süreçlerinin bir ürünü olduğunda hemfikir. California State University araştırmacılarının yayımladığı çalışmada da vurgulandığı üzere; yukarı doğru itilen çamur kütleleri, volkanik erozyon ve heyelanlar, toprağa bu yanıltıcı gemi biçimini kazandırmış durumda. Hatta bir dönem bu yapının gerçek bir enkaz olduğuna inanan araştırmacı David Fasold bile araziyi bizzat inceledikten sonra fikrini değiştirmiş, durumu “tarihin en uzun soluklu görsel aldatmacalarından biri” olarak nitelemişti.
Kutsal metinleri birebir tarih kabul eden geleneksel çevrelerin dahi şüpheyle yaklaştığı bu arayış, bilimin katı gerçekliği ile efsanelerin çekim gücü arasındaki o kadim gerilimi diri tutmaya devam ediyor. Radar görüntüleri 2027’de ne söylerse söylesin, Ağrı’nın rüzgârlı yamaçlarındaki bu devasa siluet, geçmişin izini arayanlar için büyüleyici bir serap, doğa içinse sadece sıradan bir jeolojik imza olmayı sürdürecek.






