
Berlin Art Week’in şehre yayılan temposu içinde Haverkampf Leistenschneider’ı ziyaret ettiğimizde galeri, farklı kuşakları ve coğrafyaları aynı tuval düzleminde buluşturan son derece incelikli bir sergiye ev sahipliği yapıyordu. 11 Eylül – 10 Ekim 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşan proje; Amerikalı ressam Aubrey Levinthal’ın (d. 1986) son dönem üretimlerini, sanat pratiğine yön veren ve ona ilham olan iki figürle —Biala (1903–2000) ve Tal R (d. 1967)— doğrudan bir görsel temas alanında bir araya getiriyordu.
Gezdiğimiz sergi, merkezine sıradan görünenin içindeki derinliği alıyordu. Günlük hayatın gözden kaçan anlarını, bir atölye köşesindeki sessizliği ya da ev içi yaşamın kırılgan detaylarını kadrajına alan bu üç ismin, kişisel deneyim ile evrensel anlatı arasındaki sınırları nasıl zorladığına yakından tanık olduk. Levinthal’ın tuvallerinde pencerelerden süzülen durgun ışık ve darmadağın stüdyo kompozisyonları; Tal R’ın dostlarını, ailesini ve mahrem mekânlarını kendi ham görsel alfabesiyle damıttığı sahnelerle konuşuyordu.
Karşılaştığımız seçkinin en güçlü tarihsel katmanını ise Biala oluşturuyordu. Polonya’da doğduğu kasabanın adını taşıyan Biala (gerçek adıyla Schenehaia Tworkovska), natürmortları ve atölye içi yaşamı zamansız bir şiirsellikle tuvale aktaran özel bir figür olarak karşımızdaydı. École de Paris’nin dingin estetiğini New York Okulu’nun gestüral, cesur dışavurumcu fırça izleriyle harmanlayan sanatçının, iki farklı resim geleneği arasında kurduğu köprüyü yerinde izledik. Berlin’deki izleyiciyle en son 1966 yılında Amerika-Haus’taki grup sergisinde buluşan Biala’nın işleri, gezdiğimiz bu sergiyle birlikte tam 60 yıl sonra kentin merkezine geri dönmüş oldu.
20. yüzyılın resim mirasını günümüz figüratif yaklaşımlarıyla örerek sunan bu buluşma, modern resimde zamanın geçişini ve insanın kırılganlığını gözlemlediğimiz samimi bir diyalog alanı açtı.






