
Çağdaş heykel sanatında nesnelerin gündelik işlevlerini bozarak onlara felsefi ve şiirsel bir derinlik kazandırma ustalığı denince akla gelen ilk isimlerden biri Phillip Lai’dir. Sanatçı, uzun yıllara yayılan pratiğinin en rafine estetik duyarlılıklarını ve temel meselelerini bir araya getirdiği yeni ve yakın dönem çalışmalarından oluşan bir seçkiyle Modern Art Londra sahnesine geri dönüyor. 27 Haziran – 1 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen “The Campus 2026” kapsamındaki bu sunum, sonbahar sezonunun en uzun soluklu ve katmanlı sanatsal deneyimlerinden birini vadediyor.
Lai’nin bu sergideki üretimleri; maddenin ve enerjinin farklı durumlar arasında seyahat ederken büründüğü o akışkan ve değişken yapıya odaklanıyor. Sanatçının malzeme paletinde bu kez dökme kalay, yakılmış buğday, elde dokunmuş hasır kamışlar ve metal sıvama tekniğiyle biçimlendirilmiş formlar yer alıyor. Ayrıca sanatçının pratiğine yakın zamanda yeniden dahil olan zaman tabanlı hareketli görüntüler de bu malzeme çeşitliliğine eşlik ediyor.
Yazar ve eleştirmen Alex Bennett, yakın tarihli bir denemesinde Lai’nin yarattığı bu tekinsiz atmosferi yavaşlatılmış bir fiziksellik ve özelleştirilmiş bir algı devresi olarak tanımlıyor. Sergideki mekan, bütünüyle boşluklarla, eksikliklerle ve hacim tanımlarıyla doldurulmuş durumda.
Sanatçı; bir kase, bir leğen ya da sıradan bir tepsi gibi en çıplak, en ilkel formları alıp onları yeniden inşa ederken aslında içlerinde barındırdıkları yokluğu ve boşluğu izleyiciye birer sunu gibi uzatıyor. Malzemelerin sıvı hallerinden katı hallerine geçişindeki o ritim, odadaki girintiler ve kaplar aracılığıyla kesintiye uğruyor, ancak en uzak boyutlar bile kendi içinde kusursuz bir düzeni koruyor.
Serginin merkezinde yer alan kalay döküm, alüminyum ve polipropilen kumaş kombinasyonlu işler, geçici olan ile kalıcı olan arasındaki o estetik gerilimi somutlaştırıyor. Katlanmış brandaların o derme çatma, güvensiz ve kırılgan dokusu, üzerlerine binen ağır metallerin kütlesiyle bastırılıyor. Metallerin brandalarla kurduğu bu ara yüzey, mekanda bir tür ayin, talep ya da yenilenme hissi uyandırıyor.
Katlanan, kalınlaşan ve rafine edilen bu farklı zamansallıklara sahip malzemeler, birbirleri üzerinde derin izler bırakırken; yakınlık ile tecrit arasındaki o psikolojik gerilimi de tırmandırıyor.
Phillip Lai, Bristol’daki Spike Island’da gerçekleştirdiği büyük ses getiren RAIN/RUIN projesinin ardından, Modern Art Londra’daki bu sunumuyla malzeme bağımlılıklarını ve bunların somutlaştırdığı zihinsel durumları derinlemesine incelemeye devam ediyor.
“The Campus 2026”, özü itibarıyla göçebe ve gezgin bir bedenin, tekinsiz ve değişken bir coğrafyayı nasıl yeniden konumlandırabileceğini ve orada nasıl ikamet edebileceğini araştırıyor. Nesnelerin saf maddeselliği üzerinden insan varoluşunu sorgulayan bu rafine sergi, Kasım başına kadar Londra’da bizzat yerinde deneyimlenmeli.