
Şehirde yürürken sokak isimleri sizi hiç geçmişe götürür mü? Örneğin Londra’da Cable Street, Shadwell’deki Twine Court ya da Mile End’deki Ropery Street… Bugün bu sokakların etrafı modern konut bloklarıyla dolu olsa da, isimleri geriye kırılması imkansız birer hafıza nişanesi olarak kaldı. Sanayi tarihi, şehrin zeminine işlenmiş bu kelimelerle hayalet adımlar atmaya devam ediyor. Whitechapel Gallery, Backyard Bienali kapsamında Assembly Room’da açılan katılımcı sergisi The Ropery ile bizi Doğu Londra’nın unutulmaya yüz tutmuş bu köklü zanaat mirasıyla el ele vermeye davet ediyor.
The Ropery, Doğu Londra’nın 1750’lerden 1950’lerin ortalarına kadar tam iki yüz yıl boyunca küresel deniz ticaretinin, limanların ve tersanelerin kalbi olmasını sağlayan halat yapım endüstrisine adanmış bir sergi. Ancak karşımızda sadece müze vitrinlerinin arkasına kilitlenmiş durağan objeler yok; aksine, bu kadim ama nesli tükenmekte olan zanaatın malzeme süreçlerini ziyaretçinin bizzat kendi bedeniyle deneyimlemesini amaçlayan katılımcı bir alan var.
Günümüzün modern, ekranlara sıkışmış hayatı bizi nesnelerin ve dünyanın maddi gerçekliğinden her geçen gün biraz daha uzaklaştırıyor. The Ropery, tam da bu kopuşun ortasında radikal bir embodied learning metodolojisi öneriyor:
Ziyaretçiye Açık Üretim alanı: Sergi, her yaştan galeri ziyaretçisini sadece izleyici olmaktan çıkarıp elini taşın altına koymaya davet ediyor. Alana giren herkes geri dönüştürülmüş malzemelerden halat bükmeyi, ip eğirmeyi ve temel düğüm atma tekniklerini öğreniyor.
Kolektif Bağlar: Sergi salonu; toplulukların üretim yoluyla bağ kurduğu, yerel tarihleri paylaştığı ve döngüsel tasarımın sınırlarını tartıştığı yaşayan bir atölyeye dönüşüyor.
Serginin görsel ve kavramsal kurgusu, tasarımcı ve araştırmacı Sanne Visser ile birlikte şekillendirildi. Visser’ın sergi alanının geneline yayılan işleri; halatın hiper-yerel malzemeler kullanılarak hem işlevsel hem de dekoratif birer sanat nesnesine nasıl dönüşebileceğini kanıtlıyor.
Sanatçının döngüsel tasarım ve geri dönüştürülebilir pratikler üzerine kurduğu bu metodoloji, zanaatın sosyal bağlamını günümüzün ekolojik endişeleriyle kusursuz bir şekilde çarpıştırıyor.
Bu zengin üretim alanına, videografist Samara Addai’nin sergi için özel olarak çektiği şiirsel kısa film eşlik ediyor. Addai’nin kamerası, halat yapım süreçlerinin o hipnotik ve estetik ritmini yakalarken, bu zanaatın Doğu Londra’nın sokak isimlerinde ve liman kayıtlarında bıraktığı silik ama derin mirasın izini sürüyor.
The Ropery, bilginin sadece zihinle değil, ellerle, dokunarak ve bükerek de kazanılabileceğini gösteren şahane bir Backyard Bienali ayağı. Ağustos sonuna kadar Londra’da olacak olan ve çocuklarıyla, arkadaşlarıyla ya da tek başına zanaatın o meditatif gücünü hissetmek isteyen tüm no-26 okurlarının Assembly Room’a uğrayıp bu düğüme ortak olmalarını öneririz.
Sergi: The Ropery
Mekân: Whitechapel Gallery
Tarih: 15 Temmuz – 30 Ağustos 2026