
Bugünün popüler kültür haritasına baktığımızda, aşkınlık ve kurtuluş vizyonlarının tuhaf bir aciliyetle geri döndüğünü görüyoruz. Müzik, sinema ya da edebiyat; teknolojik ve politik çaresizliğin tam ortasında bir yerlerde adeta kolektif bir kurtuluşun rüyasını görüyor. Geçtiğimiz yılın sonunda pop müziği maneviyatla eriten Rosalía’nın LUX albümünü, Björk’ün kilise korosu tınılı Berghain şarkısındaki “Bizi kurtarmanın tek yolu ilahi müdahaledir” haykırışını ya da Spielberg’ün gezegensel hayatta kalmayı türler arası iletişime bağlayan son bilimkurgu gişe rekortmeni Disclosure Day filmini hatırlamak mümkün. Medyanın, eğlence endüstrisinin, dinin ve Silikon Vadisi milyarderlerinin piyasaya sürdüğü kıyamet senaryoları, savaşlar ve kaçış stratejileri ise Alman video sanatçısı Bjørn Melhus’un zaten 40 yıldır en iyi bildiği konular.
Kariyeri boyunca 70’ten fazla film ve video enstalasyonuna imza atan Melhus, bu Temmuz ayında Berlin’deki Silent Green’de açılacak ve izleyiciyi amansız bir yıkım ve kurtuluş yolculuğuna çıkaracak olan “Lost in Finity” adlı büyük solo sergisine hazırlanıyor. Yazar Annalisa Giacinti’nin sanatçının Prenzlauer Berg’deki stüdyosunda gerçekleştirdiği söyleşi, Melhus’un kırk yıllık video külliyatına ve bu sergide bizi nelerin beklediğine dair son derece çarpıcı ipuçları veriyor. Giacinti’nin aktardığına göre Melhus, stüdyosunda üzerinde “SECURITY” yazan siyah bir tişörtle boy gösteriyor; serginin tekinsiz dehlizlerine dair konuşmak için oldukça isabetli bir kostüm seçimi.
Stüdyodaki sergi maketi üzerinde Sudden Destruction işinin gösterileceği noktayı işaret eden Melhus, bu yapıtı dünyanın sonu için çekilmiş bir fragman olarak tanımlıyor. 2012’deki o meşhur Maya takvimi histerisi döneminde ürettiği bu video; bir otel odasındaki bir adamı, bir haber spikerini ve aniden uyanıp ağzından adeta bir Exorcist edasıyla kıyamet kehanetleri saçan bir cesedi gösteriyor. O dönem YouTube’da kıyamet rüyaları gördüğünü iddia eden insanların videolarını saatlerce izlediğini belirten Melhus, bu durumu Hollywood ve İncil karışımı, tam bir “trash-TV” estetiği olarak nitelendiriyor.
Sanatçının Amerikan eğlence endüstrisine ve geç kapitalizmin estetiğine olan hayranlığı, uzun yıllar yaşadığı Los Angeles ve ardından 11 Eylül saldırılarına bizzat şahit olduğu New York yıllarına dayanıyor. İkiz Kuleler yıkılırken sokaklarda kaçtığı o günü ve komplo teorilerinin bir anda gerçeğe dönüşebileceğini anladığı o anı hiç unutmuyor. Hırvat filozof Srećko Horvat’ın “kıyamet fetişizmi ve fetişist inkârın eşzamanlı varlığı” kavramından beslenen sanatçı, fantezi ile gerçeğin bu tehlikeli fluluğunu işlerindeki parçalı, kolajvari ve ironik dille deşifre ediyor. Bu arayış, Alexander Bogdanov’un 1908 tarihli Mars’taki komünist ütopik toplumu anlatan Kızıl Yıldız romanından, Elon Musk ve SpaceX’in Mars’ı kolonileştirme programlarına kadar uzanıyor.
Giacinti’nin aktardığı sergi planına göre Lost in Finity, izleyiciyi İlahi Komedya’dan bir alıntıyla karşılayarak Dantesk bir ormanın içinden cehennemin derinliklerine doğru bir inişe zorlayacak. Melhus’un 2024 yılındaki Roma Villa Massimo rezidansı sırasında ürettiği ve serginin merkezinde yer alan diptik yapıtı REVELATION, gücünü İncil’deki Vahiy bölümünden ve Max Beckmann’ın kıyamet taş baskılarından alıyor. Roma’nın freskleri, melekleri ve Katolik sembolizmiyle yıkanan bu işi, savaş travmasını bir guguklu saat ritmiyle ele alan 2011 yapımı I’m Not the Enemy takip ediyor. Serginin sonu ise bütünüyle post-human bir dünyanın gece bahçelerindeki yüzsüz heykellerine açılıyor.
İşlerinin dijital medya odaklı yapısına rağmen, Melhus’un üretim süreci şaşırtıcı derecede analog ve el emeğine dayalı ilerliyor. Sanatçı tüm karakterleri bizzat kendisi canlandırıyor, topladığı ses örneklerine makyaj yaparak kendisi dudak senkronizasyonu uyguluyor. 2023 yılında jeneratif AI ile deneyler yapmaya başlayan Melhus, çıkan sonuçları “jenerik ve sıkıcı” bulunca radikal bir karar almış: Yapay zekanın o steril dünyasından sonra yüzüne tonlarca makyaj yapmayı, kartondan bir borazan kesip son derece analog ve ilkel kalmayı seçmiş. Bugün stüdyosunda yapay zekanın tek görevi, eski ve düşük çözünürlüklü iki videosunun piksellerini netleştirmekten (upscale) ibaret.
Söyleşinin gerçekleştirildiği stüdyonun ortasında dairesel bir raydan sarkan beyaz perde ise serginin sonunda yer alacak Star Trek esintili bir ışınlanma odası testi olarak orada bulunuyor. Etrafta astronot Barbie’ler, Star Wars, Total Recall ve Lynch’in Dune filmlerinin bulunduğu dev bir kütüphane göze çarpıyor. Sanatçı bu stüdyoyu 20 yıl önce, bölgenin hâlâ çok ucuz olduğu dönemde satın almış ancak Prenzlauer Berg’ün bugünkü aşırı soylulaşmış halinden, avluda pilates yapan insanlardan biraz bıkmış durumda. Bu yüzden stüdyodaki çeyrek asrını doldurduktan sonra Berlin’i geride bırakıp Roma’ya taşınmayı planlıyor. Geçtiğimiz yıl iki sanatçı arkadaşıyla birlikte İtalya’da satın aldıkları alanı bir proje odasına dönüştürmek isteyen Melhus, hayatının üçüncü perdesinde kuracağı bu yeni alan için kendi kehanetini fısıldıyor: “Bu da benim kendi küçük ütopyam; yani benim kişisel kaçış fantezim.”
No-26 Notu: Başkasının vizöründen ve kaleminden de okuyor olsak, Melhus’un bize hatırlattığı şey çok açık: Yapay zekanın ve dijital kıyamet senaryolarının kuşattığı dünyada, bazen en güçlü direniş kartondan bir borazan kesip tamamen analog kalmaktır. Yolunuz Berlin’e düşerse bu zaman tünelini kaçırmayın.
Sergi: Lost in Finity (Bjørn Melhus Solo Exhibition)
Tarih: 17 Temmuz – 23 Ağustos 2026






