Kalliopi Lemos A Tide of Roses Sergisi ile Gazelli Art House’da

TowerSokakLondra3 hafta önce23 Tıklanmalar

Londra’nın Mayfair sokaklarında yürürken, bazen zamanın doğrusal akışından kopup kadim mitlerin ve kişisel hatıraların iç içe geçtiği bir boşluğa düşersiniz. Şu günlerde Gazelli Art House, Yunan sanatçı Kalliopi Lemos’un otuz yıla yayılan üretimini bir araya getiren “A Tide of Roses” sergisiyle tam da böyle bir sığınak sunuyor. 27 Mart’ta kapılarını açan ve 16 Mayıs 2026’ya kadar sürecek olan bu seçki, sadece bir sergi değil; kadın bedeninin, belleğin ve yerinden edilmenin gül yaprakları arasından yükselen sessiz çığlığı niteliğinde.

Gül Yaprağından Ritme: Formun Dönüşümü

Lemos’un son dönem resimlerinin temelinde, gül yaprakları üzerinde yaptığı derinlemesine fotoğraf çalışmaları yatıyor. Ancak sanatçı, bu yaprakları bir natürmort nesnesi olmaktan çıkarıp, akışkan ve ritmik formlardan oluşan yeni bir görsel dile dönüştürüyor. Bu yaklaşım, sergideki en eski parça olan ve Rubens’in meşhur bir eserinden kompozisyon değil, duygu bazlı ilham alan 1997 tarihli After War and Peace ile görsel bir köprü kuruyor. Gül yaprakları Lemos için bir varış noktası değil, yaşamın ritmine dair bir başlangıç noktası olarak hayat buluyor.

Serginin genelinde hakim olan en belirgin izlek; yumuşaklık ile metalin, soyutlama ile figürasyonun o bitmeyen çarpışması olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, Sunset Glow ve Sunset Hues isimli eserlerde sanatçı, narin ve yarı saydam yaprakları sert çelik çerçeveler içine hapsederken, aslında o sonsuz kırılganlığı koruma altına alıyor. Bu kompozisyonlardaki radikal kesimler ve kadraj tercihleri ise Lemos’un çizgi ile mekanın enerjisine odaklanan Japon Ikebana sanatı üzerine yaptığı derinlemesine çalışmaların estetik bir yansıması niteliğinde.

Kadın Deneyimi: Dayanıklılık ve Kırılganlık

Lemos’un pratiğinin kalbinde, dayanıklılık ile savunmasızlığın bir arada var olduğu kadın deneyimi yatıyor. Immersed in Memories adlı eserde ten rengi paletler aracılığıyla hem cinsellik hem de ölümlülük hissettirilirken; Diving into Salt Water sanatçının çocukluğuna, babasıyla Sakız Adası’nda geçen mutlu günlerine bir selam gönderiyor. Ancak bu kişisel yolculuklar, Boats Carrying Hope ile toplumsal bir boyuta evriliyor; burada tekneler artık sadece birer ulaşım aracı değil, güvenlik arayan göçmenlerin yerinden edilme ve direnme sembollerine dönüşüyor.

Heykeller: Yaşayan Mitolojiler

Akdeniz kökenli bir sanatçı olarak Lemos, Antik Yunan mitolojisini sadece birer masal olarak değil, günümüzün yaşayan anlatıları olarak heykellerine dahil ediyor. Deer on Altar çalışmasında Iphigenia mitini kendi annesinin yüz ifadesiyle harmanlayarak kurban edilme ve kurtarılma anını tek bir formda donduran sanatçı, Deity no.3 ile Sappho’nun şiirlerinden ilham alan, hem zarif hem de tehditkar bir canavar formu betimliyor. Belleğin bedenselleştiği bu dünyada, Memory in Velvet gibi yaylar üzerinde yükselen el yapımı figürler, Lemos’u Louise Bourgeois ve Dorothea Tanning gibi dev isimlerin takipçisi olan güçlü bir soyun içine yerleştiriyor.

A Tide of Roses, izleyiciyi kişisel ve kültürel anlatıların nerede kesiştiğini keşfetmeye davet ediyor. Antik hikaye anlatıcılığının ve belleğin günümüz deneyimlerini nasıl şekillendirmeye devam ettiğini görmek isteyenler için Gazelli Art House, Mayıs ortasına kadar bu benzersiz gelgite ev sahipliği yapacak.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3