Venedik’te Bienal Dışında Görülmesi Gereken 10 Sergi

LemonSokakPano18 dakika önce7 Tıklanmalar

Venedik Bienali’nin açıldığı o ilk haftada şehir, sanat dünyasının tamamını adeta içine çeker. Galeriler dolup taşar, gondollar koleksiyonerlerin ağırlığıyla kanallardan süzülür, basın bültenleri birbirinin üstüne yığılır. Ancak bu görkemli gürültünün içinde kolayca gözden kaçabilecek bir gerçek vardır: Bienal, o hafta Venedik’teki en ilginç şey değildir. Çoğu zaman hiçbir zaman olmamıştır zaten. Yüzen şehrin her köşesinde; asırlık saraylarda, eski hastane koridorlarında, köklü üniversite zeminlerinde ve suların üstüne tünemiş binalarda her zaman başka bir şeyler olur: Çok daha sessiz, çok daha riskli ve çoğunlukla çok daha keskin işler.

Bu yıl, o “başka şeyler” listesi tek kelimeyle olağanüstü.


1. Shirin Neshat — Do U Dare!

Palazzo Marin · 8 Mayıs – 6 Eylül 2026 2018 yılında Kaliforniya’daki YouTube genel merkezini basarak üç kişiyi yaralayan Nasim Aghdam, 38 yaşında kendi hayatına son verdi. İranlı bir kadın olan Aghdam, milyonlarca görüntüleme alan videolarıyla kendi hayali evrenini inşa etmişti; içerik endüstrisinin güç mekanizmalarını alaya alan tuhaf bir evrendi bu. Ölümünün ardından pek çok tartışmanın öznesi olan Aghdam’ı, Şirin Neşat şimdi kendi filminin başkahramanı yapıyor.

Do U Dare!, siyah-beyaz çekimlerle ABD’ye varıştan başlayıp giderek artan tam renkli sekanslarla Aghdam’ın kırılgan iç dünyasını izlerken, kurgu ile gerçek birbirine karışmaya başlıyor. Neshat’ın sorduğu soru tek ve sarsıcı: Hem Amerikan çağdaş medyasında hem de İran’ın otoriter rejiminde durmaksızın metalaştırılan, gözetlenen ve tüketilen kadın bedeni arasındaki bağ nedir? Bugün özgürlük gerçekte ne anlama geliyor? İki ayrı sistem, iki farklı baskı mekanizması; ama sonuç hep aynı.


2. Hernan Bas — The Visitors

Ca’ Pesaro · 7 Mayıs – 30 Ağustos 2026 Miami’nin Little Havana semtinde yaşayan Küba-Amerikan ressam Hernan Bas, turist kavramını çok iyi tanıyor. Venedik’teki misafir sanatçı programının ardından ürettiği otuzdan fazla yeni tabloda turistleri gerçek ve absürt senaryolara yerleştiriyor. Karakterleri çoğunlukla genç beyaz erkeklerden oluşuyor: Louvre’da Mona Lisa’nın bulunduğu o meşhur odada, İzlanda’nın buhar tüten jeotermal sularında ya da San Francisco Körfezi’ndeki meşhur Alcatraz Hapishanesi’nin mutfağında… İlgisizce etrafa bakan, hafif sıkılmış gençlerden sinirli ve öfkeli figürlere uzanan bu tiplemelerle Bas, kitlesel turizmin o yüzeysel ilgisinin hem faillerini hem de kurbanlarını resmediyor. Karanlık ironi, Hernan Bas’ın ellerinde daha önce hiç bu denli ustalıklı işlenmemişti.


3. Outta Love

Palazzo Vendramin ai Carmini · 7 Mayıs – 30 Haziran 2026 Ayrılığın biçiminden bağımsız olarak geriye bıraktığı şey —ani bir çarpışmadan ziyade, uzun süreli, dinmeyen bir sızı— bu serginin temel meselesini oluşturuyor. Outta Love, yakınlık paramparça olduktan sonra ne olduğunu soruyor: Bu enkazla ne yapıyoruz ve bu kırılmadan hangi yeni formlar filizleniyor?

Francesca Woodman’ın zamansız ve rahatsız edici otoportreleri, Jenny Saville’in bedeni en çiğ hâliyle sunan sarsıcı resimleri ve Wolfgang Tillmans’ın şiirsel, içten dünyaları; tekstil, metin ve enstalasyonlar eşliğinde Palazzo Vendramin’in katmanlı iç mekânlarına yayılıyor. Bu katmanlanma tamamen kasıtlı: Çünkü kaybın bizzat kendisi de en az bu mekân kadar katmanlıdır.


4. Parasol unit — TURANDOT: To the Daughters of the East

Palazzo Cavalli-Franchetti · 9 Mayıs – 31 Ekim 2026 Puccini’nin ünlü operasında Çinli bir prenses, nedense Türkçe bir isim taşır ve Yunan bilmeceleri çözer. Batı’nın bu oryantalist kurgusundaki gerginlik yüzyıllardır görünmez kaldı. Bu sergi ise Turāndokht ismini; bugünkü Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı kapsayan o kadim kökenine geri götürüyor.

Orta Asya ve ötesinden 11 kadın sanatçıyı bir araya getiren seçkide; Huma Bhabha ve Mona Hatoum gibi köklü isimler, Tala Madani ve Nazira Karimi gibi genç ve dinamik seslerle yan yana geliyor. Çalışmalar iç içe geçmiş tarihleri, coğrafyaları ve mitolojileri izleyerek; Doğu’nun Batı tarafından düzleştirilmiş tek tip bir “egzotizm”den ibaret olmadığını, aksine çok sesli ve konumlanmış anlatılara sahip olduğunu haykırıyor.


5. Peggy Guggenheim — The Making of a Collector

Peggy Guggenheim Koleksiyonu · Ekim 2026’ya kadar 1930’larda Londra’nın henüz bir modern sanat müzesi yoktu; kurumsal alımlar ve sergiler son derece muhafazakâr kalmaya devam ediyordu. 1938’de Amerikalı koleksiyoner Peggy Guggenheim bu şehre geldi. Kısmen sevgilisi Samuel Beckett’in modern sanata olan tutkusundan ilham alarak o küçük ama etkili galeriyi açtı: Guggenheim Jeune.

Bir buçuk yıl içinde 20’den fazla sergi düzenledi; Kandinsky’ye İngiltere’deki ilk kişisel sergisini açtı ve genç Lucian Freud’un da işlerinin yer aldığı bir çocuk sanatı sergisi organize etti. Bu sergi, Londra’daki o on sekiz aylık yoğun avangard dönemi yeniden kurguluyor: Mondrian’ın soyutlamaları, Cedric Morris’in portreleri ve çok daha fazlası. Kusursuz bir vizyona sahip bir koleksiyonerin nasıl şekillendiğini gösteren, nadir belgelenmiş bir portre.


6. Helter Skelter — Arthur Jafa ve Richard Prince

Fondazione Prada · 9 Mayıs – 23 Kasım 2026 Küratörlük koltuğunda Nancy Spector var; ki bu isim tek başına bir manifesto sayılır. Spector, temellük sanatının en kışkırtıcı ismi Richard Prince ile ABD’deki ırkçılığa dair sinema tarihinin en sarsıcı kolaj filmlerinden birine imza atan Arthur Jafa’yı aynı mekânda buluşturuyor. Spector bu karşılaşmayı, “İçinde yaşadığımız karmaşık ülkeye yazılmış bir aşk mektubu ve aynı zamanda yakıcı bir suçlama” olarak tanımlıyor.

İki sanatçının birbirlerine uzun bir süre boyunca gönderdikleri görüntülerden derlenen görsel bir günlük, bu sergiyle ilk kez halka açılıyor. Hiç şüphesiz, Venedik’in yüzleşmesi en zor ama bir o kadar da kaçırılmaması gereken sergisi bu olacak.


7. Jennifer West — Stitched Cosmos

Ca’ Foscari Üniversitesi · 6 Mayıs – 6 Temmuz 2026 Venedik’in en eski üniversitesine yerleştirilen bu enstalasyonun merkezinde, analog film şeritlerinin birbirine dikilmesiyle oluşturulmuş devasa, yarı saydam bir döşeme yer alıyor. Büyük cam pencerelerden süzülen doğal ışık, bu kozmik zemini usulca aydınlatıyor.

West’in araştırmasının kaynağında, Harvard ve Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde saklanan 500.000’i aşkın cam plaka arşivi yatıyor. Üzerinde el yazıları bulunan bu fotoğrafik negatifler, geçen yüzyıl boyunca evren gözlemlerini sınıflandırmak ve hesaplamak için işe alınan bir grup görünmez kadın bilim insanı tarafından üretildi. West, yıldızların haritasını çıkaran bu kadınların gölgede bırakılmış devasa emeğini, en az evrenin kendisi kadar mucizevi bir sanat eserine dönüştürüyor.


8. Gaza — No Words — See the Exhibit

Palazzo Mora · 9 Mayıs – 22 Kasım 2026 BM’nin verilerine göre Ekim 2023 ile Aralık 2025 arasında Gazze’de her gün ortalama 47 kadın ve kız çocuğu hayatını kaybetti.

Bu sarsıcı sergi, savaşa tanıklık etmiş ama bir şekilde hayatta kalmayı başarmış kadınları ve onların direniş biçimi olan zanaatlerini öne çıkarıyor. Sergide 3.000 yıllık bir gelenek olan 100 adet Filistin tatreezi yer alıyor. Lübnan, Ürdün ve Batı Şeria’daki mülteci kamplarında üretilen bu işlerin her biri yaklaşık 55.000 ilmekten oluşuyor. Toplamda 5,5 milyon küçük ilmek… Her bir ilmek, yitip giden bir hayatın sessiz temsilcisi.


9. Lorna Simpson — Third Person

Punta della Dogana · 22 Kasım 2026’ya kadar Metropolitan Sanat Müzesi’nde geçen bahar açılan Source Notes sergisinin bir devamı niteliğindeki bu sunum, sanatçının 20 yıllık pratiğini 20’den fazla ek yapıtla genişletiyor. Seçki, Simpson’ın hafızalara kazınan çarpıcı mavi tonlu devasa tablolarını içeriyor.

Aynı zamanda sanatçının ilk resmi olan Three Figures (2014) da serginin kalbinde yer alıyor: 1963’teki Birmingham Çocukların Haçlı Seferi’nin (Children’s Crusade) o dehşet verici anını, sivil hakları için yürüyüşe çıkan çocuklara tazyikli suyla saldırıldığı o utanç sahnesini on iki panelde yeniden canlandırıyor.


10. Lawrence Abu Hamdan — Fondazione In Between Art Film

Complesso dell’Ospedaletto · 6 Mayıs – 22 Kasım 2026 Belirsizlikler Üçlemesi’nin o beklenen finali: Önce loş bir ışık, sonra yoğun bir sis, şimdi ise kavurucu bir ısı. Sekiz yeni video enstalasyonu, eski ve tekinsiz bir hastane binasında izleyiciyle buluşuyor.

Wang Tuo ve Yuyan Wang uzun vadeli çevresel değişim araştırmalarını otomasyon ve algoritmik yönetişim üzerinden okurken; Roman Khimei ve Yarema Malashchuk, Ukraynalı aktörlerin canlandırdığı Rus askerlerinin ölüm döşeğindeki kurgusal ifadelerini sahneliyor. Lawrence Abu Hamdan’ın 450XL: The Story of a Fugitive Sound adlı eseri ise Belgrad’daki bir protestoda gerçekleşen akustik saldırıyı yeniden kurgulayarak “sessizliği” hem mutlak bir kanıt hem de başlı başına bir direniş biçimi olarak masaya yatırıyor.

Venedik bu yıl pırıltılı bir sanat fuarından çok, ağır bir hesaplaşma alanı gibi işliyor. Bienal’in ana binaları sizi o tanıdık ihtişamıyla karşılayabilir; ancak şehrin derinliklerinde, sarayların o karanlık köşelerinde ve kanalların kıyısında asıl diyalog, işte bu sergilerde sürüyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3