
Hikâyeye Canberra’da başlayıp Sydney ile Wollongong arasında bir yere yerleşmek… Bu melez coğrafya, grubun müziğinde kendini bir şekilde ele veriyor. Ne tam anlamıyla şehirli ne de bütünüyle taşralı. Tam ortada duran ama aynı zamanda kıyıda köşede kalmış birinin ruh hâli bu. smartcasual’ın Cashies adlı parçası, daha ilk dinleyişte kulağa tanıdık geliyor. Bu kesinlikle olumsuz bir durum değil; çünkü bu tanıdıklık hissi şarkıyı daha önce bir yerlerde duymuş olmanızdan değil, o hissi bizzat yaşıyor olmanızdan kaynaklanıyor. Kasada suyu çeken cüzdan, günün sonunda yapılan o bitmek bilmez hesaplar, “bu ay da böyle mi geçti” dedirten o tanıdık sancı… Grup, gündelik hayatın bu sıradan ve can sıkıcı köşesini alıp ustaca bir şarkı formuna döküyor; bunu yaparken ne işi lüzumsuz bir melodrama boğuyor ne de meselenin ağırlığını hafife alıyor.
Gitarlar tok ve vurucu, nakarat ise fena hâlde akılda kalıcı. Ancak şarkıyı asıl ayakta tutan şey, tempodaki o zekice değişimler. Sakin kısımlar ile o büyük patlama anı arasındaki mesafeyi harika hesaplamışlar. Bu denge, grubun canlı performans enerjisinin stüdyo prodüksiyonuna ne kadar doğru yansıdığının da bir kanıtı. Onları Spilt Milk veya Bloomfield gibi festivallerde bu parçayı çalarken kolayca hayal edebiliyorsunuz: Kalabalığın yarısı nakaratı çoktan ezbere söylüyor olurdu.
Avustralya’nın indie gitar sahnesinde son yıllarda gözle görülür bir ayrışma var: Kimin ne istediğini bildiği gruplar ile hâlâ neyin peşinde olduğunu bulmaya çalışanlar arasındaki çizgi giderek belirginleşiyor. smartcasual, hiç şüphesiz birinci kategoride yer alıyor. Dürüst, filtresiz bir parça yazmak istemişler, bunu layıkıyla yapmışlar ve parçayı gereksiz prodüksiyon numaralarıyla süslememişler. Bu doğrudanlığı ve sadeliği küçümsemek kolaydır; ancak günümüzde bunu her grubun başaramadığını düşündüğümüzde, Cashies kesinlikle kayda değer bir iş.