
Karşımızdaki bir resim mi, bir heykel mi, yoksa fotoğrafın sunduğu kusursuz bir illüzyon mu? Çağdaş fotoğraf sanatının en zihin açıcı isimlerinden Thomas Demand’ın alametifarikası; toplumsal, siyasi ya da kültürel hafızaya kazınmış anıtsal sahneleri veya bazen son derece sıradan anları önce kâğıt ve karton kullanarak üç boyutlu modeller halinde inşa etmek, ardından onları fotoğraflayıp asıl maketi yok etmektir. Fotoğraf makinesinin lensi, o geçici ve uçucu kâğıt dünyayı mutlak bir gerçekliğe büründürür. Berlin Gallery Weekend kapsamında Sprüth Magers’ta açılan bu çarpıcı solo sergi, sanatçının bu tanıdık illüzyon evrenini taze ve sarsıcı bir malzemeyle buluşturuyor: Bakır üzerine UV baskı.
Demand’ın 2025 yılından itibaren üzerinde çalışmaya başladığı bakır üzerine UV baskı tekniği, sadece estetik bir malzeme seçimi değil; resim ve fotoğraf tarihinin köklerine doğru atılmış çok katmanlı, bilinçli bir adımdır. Galeri bülteninin de vurguladığı gibi bakır, sanat tarihinde iki büyük disiplinin de DNA’sını taşır:
15. ve 16. Yüzyıl (Çoğaltılabilirlik): Kuyumculukta kullanılan değerli metalleri işleme teknikleri bakır plakalara uyarlandı ve etching yöntemleriyle birlikte imgelerin matbaa yoluyla tarihte ilk kez kitlesel olarak çoğaltılabilmesinin önü açıldı.
16. ve 17. Yüzyıl (Resim Taşıyıcısı): Jan Brueghel the Elder, Adam Elsheimer, David Teniers the Younger ve Nicolas Poussin gibi eski ustalar, tuvallere veya ahşaba karşı bakır plakaları tercih ettiler. Çünkü bakırın pürüzsüz yapısı milimetrik detaylara izin veriyor, sağlamlığı ise zamanın yıpratıcı, çürütücü etkilerine meydan okuyordu.
Demand, bu tarihi malzemeyi çağdaş teknolojiyle çarpıştırarak heykel ile fotoğraf, illüzyon ile imge, gerçeklik ile onun medyadaki yorumu arasındaki o tekinsiz boşlukta gezinmeye devam ediyor.
Sergide yer alan yeni işler ölçek olarak daha minimal ve kompakt olsa da, kavramsal olarak devasa bir küresel okuma sunuyor. Doğanın kadrajlanmış anlarından yapay zekanın ürettiği soyutlamalara kadar uzanan seçkide iki başyapıt öne çıkıyor:
Doğrudan bir basın fotoğrafından yola çıkıyor. ABD-Meksika sınırında el konulan bir kaçakçılık sevkiyatında, sahte kavunların içine gizlenmiş metamfetamin paketleri bulunmuştu. Ancak Demand bu resmi işlerken imgenin eşzamanlı hafızasını da tetikliyor: Aynı dönemde kavun imgesi, küresel ölçekte Filistin ile dayanışmanın da en büyük görsel sembolü olarak dijital ağlarda dolaşımdaydı. Sanatçı, tek bir görselin aynı anda nasıl iki taban tabana zıt politik/sosyal anlam üretebileceğini kusursuzca yerleştiriyor.
“Görsel akışlar sabit değildir; bir imge sınır kapısında bir suç unsuru olarak kaydedilirken, internet ağlarında bir özgürlük manifestosuna dönüşebilir.”
Grönland’daki bir buzdağının yüzeyindeki o yoğun, geometrik yarıkları ve çatlak dokusunu odağına alıyor. 19. yüzyılın erken kutup fotoğrafçılığında bu coğrafya insana düşman, sert, vahşi ve fethedilmesi gereken bir çevre olarak kodlanırdı; günümüzde ise iklim kriziyle birlikte hızla kaybolan peyzajın melankolik, kırılgan ve romantik bir simgesine dönüştü. İmgelerin içinde zamanla bambaşka öyküler yaşamaya başlar.
Sergide bakır plakaların yanı sıra, Perspex üzerine yapılmış iki büyük ölçekli UV baskı çalışma da yer alıyor. Thomas Demand, görsel medyanın bizi çevreleyen dünyayı nasıl inşa ettiğini, hafızamızın bu imgeleri nasıl kaydettiğini ve nihayetinde kitlelerin nasıl manipüle edildiğini araştırmaya devam ediyor.
Thomas Demand’ın sanat tarihinin uzun hafızasını yeni bir malzeme teknolojisiyle harmanladığı bu sergi, Ağustos başına kadar Oranienburger Strasse’deki Sprüth Magers galerisinde görülebilir. Berlin seyahat planı yapan tüm no-26 okurlarının, imgenin altındaki o bakır katmanları yerinde incelemesini şiddetle öneririz.






