
Amerikalı ünlü ressam John Currin (d. 1962), 4 Haziran – 12 Eylül 2026 tarihleri arasında Sadie Coles HQ’nun Savile Row mekânında açılan “Açılış Jeneriği” adlı yeni sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Orta boyutlarda yaklaşık iki yeni yağlıboya tablo ve beş çizimden oluşan bu özel seçkide; 1970’lerin giyim kataloglarından ilhamla yeniden yorumlanan, abartılı fiziki özelliklere sahip kadın figürleri, Poussin ve Watteau’yu anımsatan bezemeli Arkadya manzaralarına yerleşiyor.
Currin, galerinin 1997 yılındaki açılış sergisinin de başrolündeki sanatçıydı. Yaklaşık otuz yıl sonra, aynı iddialı mekâna çarpıcı bir geri dönüş yapıyor.
Currin, yüksek sanat (Rönesans resmi) ile aşağı kültür (erotika, pop) arasındaki gerilimi her zaman büyük bir kolaylıkla ve alaycı bir dokunuşla kurmayı başarır. Bu yeni işlerde de aynı oyunbaz stratejiyi görüyoruz: Kumaşın ten üzerindeki gerilimi, yüzeye yayılan ışık ve saçın yumuşaklığı ustaca resmedilirken; sahneler, adeta bir çocuğun geçmişi yanlış hatırlaması gibi tekinsizce kurgulanıyor.
Çağdaş figüratif resmin en çok tartışılan isimlerinden biri olan Yale çıkışlı sanatçı, teknik virtüözitesini kışkırtıcı ve kimi zaman rahatsız edici imgelerle çoğaltarak hem hayranlarını hem de eleştirmenleri peşinden sürüklüyor. Klasik resmin estetik güzelliğini defalarca kendi fetişleriyle çarpıştıran Currin’e ev sahipliği yapan Sadie Coles HQ ise 1997’de kurulmuş ve elliyi aşkın sanatçıyla çalışan köklü bir galeri. Kurum, Ekim 2025’te 17 Savile Row’daki altı katlı, Georgian dönemine ait tarihi bir konuta taşınmıştı.
Tuvallerde çiftler ve üçlü hâllerde poz veren, alışılagelmiş katalog boyutlarından sıyrılarak klasik peyzaja yerleşen kadın figürleri dikkat çekiyor. Currin bu tabloları, hayal kurduran bir bugünün yerine geçen, geçmişe derin bir özlem duyan “kayıp bir altın çağ” olarak kuruyor. Yağlıboyaların yanında, aynı sahneleri yıkanmış kâğıt üzerine mürekkeple yeniden yorumlayan beş çizim ve sanatçının günlük eskizleri de sergide yer alıyor.
Resim tekniğine ve sanat tarihine meraklıysanız, Currin’in fırça ustalığını yakından görmek için bu sergi harika bir sebep. Ancak baştan uyaralım; bu deneyim pek de konforlu değil. Figürlerin abartılı formları ve tarihsel göndermeleri kimi izleyicileri rahatsız edebilir — ki Currin de zaten tam olarak bunu hedefliyor.
Sergi, provokasyonu derin bir düşünceyle birleştirerek, güzel bir resim ile rahatsız edici bir içeriğin aynı tuvalde nasıl bir arada var olabileceğini merak eden herkes için eşsiz bir seyir sunuyor. Poussin ve Watteau’ya öykünen bu Arkadya kurgusu, Currin’in tartışmayı sanat tarihindeki en klasik zemine taşıma biçimi. Bir uygarlığın çocukluğu olarak Arkadya fikri, burada nostaljinin ve kurgulanmış hafızanın açık bir eleştirisi hâline geliyor. Currin’i sevin ya da sevmeyin; o, çağdaş resimde “İyi resim ne işe yarar?” sorusunu en keskin şekilde soran isimlerin başında geliyor.






