Jochen Klein “Between Bridges” Sergisi

no26BerlinSokak1 ay önce333 Tıklanmalar

Bazen bir sergi salonuna adım attığınızda hissettiğiniz ilk şey kuramsal bir hayranlık değil, doğrudan doğruya bir gövdenin fiziksel yokluğudur. Berlin Adalbertstraße’deki Between Bridges, Jochen Klein’ın 1997’deki erken ölümünden otuz yıl sonra gerçekleşen bu ilk retrospektifinde izleyiciyi tam olarak bu kesif ve ağır boşlukla baş başa bırakıyor. 26 Temmuz 2026’ya kadar sürecek olan bu buluşma, 1990’ların o katı, mesafeli ve resmi neredeyse gerici bulan kavramsal sanat hegemonyasının ortasında, bir sanatçının boyaya, tuvale ve dolayısıyla en savunmasız insani duyguya sığınışının hikayesini anlatıyor. Ancak bu geri dönüş, geçmişe duyulan muhafazakar bir özlem değil; aksine, teorinin bittiği yerde bedenin çığlığını resimle haykırma ısrarıdır.

Klein’ın Londra’daki son aylarında ürettiği ve serginin yerçekim merkezini oluşturan o son tuvaller, ilk bakışta tuhaf bir aşinalık hissi uyandırır. Kaynağını ucuz turizm afişlerinden, reklamlardan, magazin dergilerinden ve pornografik film karelerinden alan bu manzaralar, üzerindeki ticari vaatlerin kazındığı pürüzlü yüzeyleri andırır. Sanatçı, tüketim toplumunun bize durmaksızın sattığı o steril güvenlik ve mutluluk fantezilerini alır ve içlerini boşaltarak geriye sadece asılı kalmış bir arzu tortusu bırakır. Bu resimlerdeki figürler doğanın içinde öylesine çıplak, öylesine korumasız ve eğreltidir ki, izleyici olarak onlara bakarken hem derin bir şefkat hem de kaçınılmaz bir huzursuzluk hissedersiniz. Bu korumasızlık, 90’lar kuşağının sırtındaki en ağır yük olan HIV/AIDS krizinin ve yaklaşan ölümün soğuk nefesinin tuval üzerindeki estetik sızısıdır.

Bu yoğun duygusal atmosfere giden yolun taşları ise aslında katı bir kavramsal disiplinle döşenmiştir. Münih’teki öğrencilik yıllarında, iktidarın bedenleri nasıl hizaya soktuğunu inceleyen Klein, arkadaşı Thomas Eggerer ile birlikte steril parkların ve Barok peyzaj mimarisinin gey cruising kültürüyle nasıl sabote edildiğini araştırmıştı. New York’a taşındığında Group Material kolektifiyle ürettiği “IKEA” projesi gibi işlerde ise, demonte mobilyaların ve ev içi yerleşim şablonlarının aslında sınıfsal ve politik birer kontrol mekanizması olduğunu ilan etmişti. Dolayısıyla, onun kariyerinin sonunda yeniden fırçayı eline alması kuramdan bir kaçış değil; aksine, steril katalogların ve kusursuz peyzajların bize vadettiği ama asla vermediği o masumiyeti bizzat boyanın kusurlu doğasıyla talep etme eleyimidir.

Serginin kronolojik olmayan yerleşimi, sanatçının Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki en erken dönem denemelerini de bu bağlam içine yerleştiriyor. 1990 yılına ait, muslin elbiseler giydirilmiş balmumundan küçük hayvan heykelleri, Klein’ın ömrü boyunca peşinden koştuğu o zarar görebilirlik temasının ilk somut habercileri olarak odada duruyor. Gücün kırılganlığını ve fantezilerini deşen bu erken dönem işler, Londra tuvallerindeki o açık gökyüzü altındaki melankoliyle doğrudan konuşuyor. Between Bridges, Jochen Klein’ı sadece trajik bir kayıp olarak anmak yerine, onun estetik mirasını bugünün plastikleşmiş görsel dünyasına doğrultulmuş keskin bir ayna olarak yeniden konumlandırıyor. Temmuz sonuna doğru yaklaşırken Berlin’de izlenebilecek bu sessiz ama sarsıcı başkaldırı, resmin neden hâlâ en politik mecra olabileceğini hatırlatmak için orada bekliyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3