
Pencereler geleneksel olarak bizi dış dünyaya yönlendirir; zamanı, hava durumunu ve dışarıdaki koşulları anlamamızı sağlayan birer eşiktir. Ancak Londra merkezli sanatçı James Lomax, Sid Motion Gallery’deki yeni solo sergisi “The Black Paintings” ile bu tanıdık kesinlikleri tamamen askıya alıyor. 17 Temmuz – 5 Eylül 2026 tarihleri arasında açılacak olan sergi, resmi ve heykeli hibrit bir düzlemde buluştururken, izleyiciyi koruma ile hapsedilme arasındaki o tekinsiz boşlukta konumlandırıyor.
Küratör Theo Weiss’ın da altını çizdiği üzere Lomax, bu yeni külliyatında toplumsal durgunluğa, kutuplaşmaya ve izolasyona sert, pürüzsüz ve karanlık bir malzeme diliyle yanıt veriyor.
Serginin omurgasını, pigment içermeyen koyu betondan dökülmüş tam on dört adet pencere yerleştirmesi oluşturuyor. Bu spesifik sayı, İspanyol usta Francisco Goya’nın 1819-1823 yılları arasında, Madrid dışındaki çiftlik evinin duvarlarına doğrudan resmettiği ve sonradan “Pinturas Negras” olarak adlandırılan 14 parçalık ikonik serisine bilinçli bir saygı duruşu niteliğinde.
Goya, sömürülen ve yozlaşan İspanya monarşisine karşı duyduğu öfke ve hayon kırıklığıyla dış dünyadan yalıtılmış bir odada, hiçbir izleyici kitlesi hayal etmeden bu kâbus benzeri sahneleri üretmişti. Lomax için de imge üretiminin bu tamamen içe dönük, pazar kaygısından uzak pürüzsüz yapısı uzun süredir bir araştırma konusu. Tıpkı Goya gibi, Lomax da malzemenin sınırlarını zorlayarak resmi bir içsel psikodrama alanı, bir tür arınma aracı olarak kullanıyor.
Lomax’ın pratiğinde pencerelerin bu denli merkezi ve sert bir yer kaplamasının arkasında, yakın dönemde gerçekleştirdiği derinlemesine saha araştırmaları yatıyor. Sanatçının psikodinamik bir terapötik modelle yönetilen B Kategorisi erkekler hapishanesi HMP Grendon’daki sanatçı rezidansı ve Avrupa genelindeki cezaevlerinde yürüttüğü sanatsal çalışmalar, sergideki pencerelerin kavramsal ağırlığını doğrudan belirliyor.
Kapatılmış ve sınırlandırılmış bir mekânda pencere, dış dünyaya açılan yegane umut çizgisi olmasının yanı sıra, içeride olma halinin de en keskin ve aşılmaz hatırlatıcısıdır. Lomax, bu ikili register’ı sergideki 14 pencereye de kusursuzca yediriyor.
Erişilemeyen Manzaralar: Pencerelerin neredeyse tamamı farklı yöntemlerle kamufle edilmiş durumda: Kalın bir macunla sıvanmış gazeteler, uç uca iğnelenmiş çöp poşetleri ya da yukarıdan aşağıya sarkan panjurlar.
Klöstrofobik Gerilim: Evsel ve tanıdık olan pencere çerçeveleri, üzerlerindeki bu geçici kaplamalar nedeniyle birer hapsedilme ve tıkanma anıtına dönüşüyor. Görüş alanının bloke edilmesi, izleyicide dışarıya davet edilmek yerine içeride tutulma gerilimini tetikliyor.
Sergide evsel çağrışımların getirdiği o güvenli sığınak hissi, betonun brutalist ağırlığıyla sabote ediliyor. Lomax, kalıcılık ve kütle ile özdeşleşen betonu kullanarak her bir çerçeveyi zamanın içinde donduruyor, adeta fosilleştiriyor.
Yerleştirmelerin kavramsal katmanlarından bir diğeri ise siyaset biliminde Overton Penceresi olarak bilinen kavrama yapılan o zekice gönderme. Joseph Overton tarafından ortaya atılan bu terim, ana akım kamuoyunun herhangi bir zamanda siyasi olarak kabul edilebilir bulduğu fikirlerin sınırlarını çizer. Lomax’ın bloke edilmiş, sınırlandırılmış beton pencereleri, günümüz dünyasındaki daralan özgürlük alanlarına, entelektüel kapalılığa ve kabul edilebilir düşünce sınırlarına dair dışa dönük, politik bir eleştiri işlevi görüyor.
“The Black Paintings”, salt bir karamsarlık manifestosu değil. Lomax’ın her bir pencerede bilerek ve titizlikle bıraktığı o küçük, engellenmemiş temiz cam dilimi, tüm gazete sıvalarının ve çekilmiş panjurların ötesinde başka bir manzaranın, başka bir ihtimalin hâlâ var olduğunu fısıldıyor. O kırılgan ışık sızıntısı, karanlığın ortasındaki bir umut ve ifşaat potansiyeli olarak odada asılı kalıyor.
Etkinlik Notu: Sergi kapsamında, Government Art Collection Modern ve Çağdaş Sanat Küratörü Theo Weiss, 18 Temmuz Cumartesi günü saat 15:00’te sanatçı James Lomax ile derinlikli bir söyleşi gerçekleştirecek. Kavramsal altyapısı bu denli güçlü bir sergiyi, yaratıcılarının ağzından dinlemek için ajandanızda yer açmanızı öneririz.