İsviçre’nin sanat takvimi, yılın bu döneminde hem köklü retrospektifler hem de dijital çağın tekinsizliğini sorgulayan avangart enstalasyonlarla oldukça yoğun. Eğer yolunuz Basel ve Zürih’in kültürel duraklarına düşerse, Krzysztof Kościuczuk’un rehberliğinde derlediğimiz bu 7 sergi, sanatın sınırlarını zorlayan bir deneyim vaat ediyor.
1. Pierre Huyghe – Fondation Beyeler, Basel
Fuarın steril atmosferinden çıkıp Beyeler’in kapısından girdiğinizde, kendinizi Pierre Huyghe’nin distopik labirentinde buluyorsunuz. Burası, karınca kolonileri, su tanklarında yüzen deniz şakayıkları ve maskeli figürlerle dolu liminal bir evren. Mekânın duvarları arasında soluk alıp veren hibrit bir organ ve mekanik bir solucan, ziyaretçiyi başka bir aleme aitmiş gibi hissettiren o tekinsiz boşluklara hapsediyor.
2. Helen Frankenthaler – Kunstmuseum Basel
Resmin büyük ustalarıyla girdiği sessiz bir diyalog olarak özetlenebilecek bu sergi, Frankenthaler’in renkli ve akışkan tekniklerini Rembrandt’tan Mondrian’a uzanan bir tarihsel perspektifle yeniden yorumluyor. Sanatçının boyayı seyreltip tuvale yayma tekniği, bugün herhangi bir algoritmanın taklit edemeyeceği kadar rafine ve katmanlı bir zekânın ürünü.
3. Shuang Li – Kunsthalle Basel
Li, ilk Avrupa solo sergisinde analog olanla dijital olanı, insan ilişkilerindeki kopukluklar üzerinden birleştiriyor. Morse alfabesiyle yanıp sönen devasa bir avize -With a Trunk of Ammunition Too- ve information superhighway kavramını mimari bir kurguya dönüştüren Heart Loop, iletişimsizliğin tarihine dair çarpıcı bir okuma sunuyor.
4. James Jarvaise & Henry Taylor – Hauser & Wirth, Zürih
Henry Taylor’ın, hocası James Jarvaise’den aldığı “Bazen düz bir çizgi yamuk olmalıdır” öğüdüyle şekillenen bu sergi, iki kuşak arasında bir köprü kuruyor. Taylor’ın politik duyarlılığı ile Jarvaise’in modernist perspektifinin buluştuğu bu sergide manzara, sadece bir coğrafya değil; sosyal koşulların içine gömülü bir kültürel arazidir.
5. Francis Alÿs – Galerie Peter Kilchmann, Zürih
Alÿs, Handspiele sergisinde çocuk oyunlarını mikroskobik bir mercekten izliyor. Yüzlerce kurşun kalem çiziminden oluşan bu animasyonlar, parmak yürüyüşleri ve elden ele geçen toplarla, boş eylemlerin ardındaki o sabır isteyen ritüelleri ortaya çıkarıyor. Serginin alt katında sanatçının atölyesini anımsatan hazırlık çizimleri, sizi büyüleyici bir yaratım sürecinin içine çekiyor.
6. Marisol – Kunsthaus Zürich
Pop Art’ın ikonik ismi Marisol Escobar, 1968’den sonra aniden terk ettiği sanat dünyasına bu kapsamlı retrospektifle muazzam bir dönüş yapıyor. Totem benzeri devasa heykelleri, dini imgelerle harmanladığı buluntu nesneleri ve kimlik ile şöhret üzerine kurduğu görsel dili; cinsiyet ve sanat endüstrisinin üzerindeki o sert örtüyü kaldırıyor.
7. Kateryna Lysovenko – Karma International, Zürih
Noch eine Welle, Lysovenko’nun savaşın yıkıcı etkisini şeker pembe tonlarındaki figüratif resimlerle sunduğu keskin bir manifesto. Soldaten und Sterne eserindeki transparan silüetler, bireysel kontrolün ötesinde şiddet ve yerinden edilme döngüsüyle şekillenen yaşamların, ruhsuz ve maddeleşememiş gölgelerini temsil ediyor.
Sanatın bu yedi farklı yüzü, İsviçre’nin kültürel haritasında sizi bekleyen entelektüel bir yolculuğun sadece başlangıcı. Bu sergiler, sadece birer bakılacak yer”değil; kimlik, şiddet, teknoloji ve estetik üzerine kurulu derin birer sorgulama alanıdır.