
Bu sergiyi no-26 radarı için son derece benzersiz kılan çok önemli bir kurumsal arka plan var: Centre Pompidou, kapsamlı bir restorasyon çalışması nedeniyle 2030 yılına kadar kapılarını tamamen kapattı. Bu durum, müzenin öncü “Yeni Medya Koleksiyonu”ndan seçilen yaklaşık 40 başyapıtın göçebe bir hazine gibi Hamburg’a taşınmasına vesile oldu. Sanat dünyası için kaçırılmayacak bir yapışık sergileme deneyimi.
1980’lerden bu yana, sürekli gelişen teknolojinin belirsiz geleceği, yeni medya kavramının sabit bir sanat formu olarak tanımlanmasını zorlaştırdı. Ancak bu uçucu teknolojiler, her ne kadar hızla gözden düşseler de, duyusal hafızamıza yerleşerek bir tür subskin oluşturdular.
Gündelik hayatımızı kuşatan sayısız arayüz, ekran ve dijital yankı yüzünden artık teknolojiye dışarıdan bakan eleştirel bir mesafe koymak neredeyse imkansız. Küratörlüğünü Dr. Marcella Lista ve Dr. Corinne Diserens’in üstlendiği sergi, tam sekiz tematik bölüme ayrılarak, sanatçıların bu istikrarsız medyayı son yıllarda nasıl manipüle ettiklerini ve ondan yeni tarihsel anlatılar çıkardıklarını inceliyor.
Sergi, farklı jenerasyonlardan ve coğrafyalardan gelen radikal seslerin teknolojik materyali nasıl büktüğünü gözler önüne seriyor:
Pauline Boudry / Renate Lorenz – Salomania (2009): Tarihsel anlatıları ve kuir kimlik politikalarını deşen bu 17 dakikalık HD projeksiyon yerleştirmesi, galeri alanına yayılan devekuşu tüyleri ve boyalı ahşap çiçeklerden yapılmış 12 adet palmiye heykeli, fanzinler ve dijital baskılarla destekleniyor. İzleyiciyi egzotizm, sahneleme ve arzu kavramları üzerine düşünmeye zorluyor.
Aaron S. Davidson & Melissa Dubbin – Delay Lines (feedback) (2020/2021): Teknolojinin organik dünyayla kurduğu tekinsiz bağı en iyi gösteren işlerden biri. Yerel su şebekesinden alınan su, borosilikat cam tüpler, su soğutmalı ve overclock edilmiş bir bilgisayar, yumuşak silikondan yapılmış bir manta robotu ve sıcaklık sensörleri tek bir geri bildirim ağında buluşuyor. Yapay bir ekosistem simülasyonu yaratan bu iş, teknolojinin yaşayan, nefes alan ve ısınan bir organizma olduğunu kanıtlıyor.
Christian Marclay – Subtitled (2019): Dil ve ses arasındaki boşluklarla oynayan Marclay, bu video yerleştirmesinde altyazıların ve görsel fragmanların manipülasyonu üzerinden, imge bombardımanına tutulmuş modern insanın iletişim açmazlarını ve algı parçalanmasını mizahi bir dille deşifre ediyor.
Thao Nguyen Phan – Mute Grain (2019): Vietnamlı sanatçının siyah-beyaz, üç kanallı bu şiirsel video çalışması, sözlü Ermeni gelenekleri ve yerel hafıza üzerinden travmayı ve tarihi araştırıyor. 15 dakikalık anlatı, dijital medyanın sadece geleceğe değil, geçmişin görünmeyen hayaletlerine de nasıl ses verebileceğinin rafine bir kanıtı.
“Geriye kalan, sürekli güncellenen yazılımlar arasında sıkışmış insan bilincidir. İstikrarsız medya, bizi kendi yarattığımız bu dijital akvaryumla yüzleştiriyor.”
Unstable Media in the 21st Century, teknolojinin soğuk piksellerini insan deneyiminin sıcak ve kusurlu doğasıyla çarpıştıran devasa bir laboratuvar gibi. Sergi, 2026’nın sonbaharından 2027’nin baharına kadar Hamburg’da uzun bir döneme yayılacak. Eğer yolunuz bu tarihler arasında Almanya’ya düşerse, Centre Pompidou’nun Paris’te kilit altında duran bu ikonik koleksiyonunu hazır Hamburg’a taşınmışken mutlaka yerinde deneyimleyin.






