
İstanbul’un kültürel hafızasında yüzyıllardır perdeye akseden o tanıdık gölge, bu kez elinde şakşakıyla değil, moderniteyle çarpışan hırpalanmış ruhuyla karşımıza çıkıyor. VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Ali Sami’nin II. Meşrutiyet döneminde kaleme aldığı, Veli İnce ve Fatih Altuğ’un yayına hazırladığı “Karagöz Beyoğlu’nda” adlı eseri edebiyat dünyasına kazandırdı. Karagöz, hayal perdesinin iki boyutlu sınırlarını aşarak modern romanın tekinsiz ve ışıltılı sokaklarına, Beyoğlu’nun kalbine hicret ediyor.
Ali Sami’nin bu çalışması, Karagöz’ü sadece bir halk mizahı unsuru olmaktan çıkarıp; modern hayatın vaatleri karşısında sarsılan, arzulayan ve savrulan kanlı canlı bir “insan” olarak yeniden kurguluyor. II. Meşrutiyet’in toplumsal kırılmaları içinde şekillenen roman, Karagöz’ün geleneksel masumiyetinden uzaklaşıp ahlaki ve psikolojik bir çözülüşe sürüklenişini trajikomik bir dille ele alıyor. Hacivat ise bu savruluşun ortasında, Karagöz’ü eski dünyasına, o güvenli kıyıya bağlayan son denge unsuru olarak denkleme dahil oluyor.
Romanın geçtiği Beyoğlu, sadece bir mekan değil; eski ile yeninin, sefahat ile masumiyetin çarpıştığı canlı bir organizma olarak tasvir ediliyor. Gölge perdesinden matbuata (basılı kültüre) taşınan Karagöz, modernleşen İstanbul’un labirentlerinde yolunu ararken okuru da kentin eğlence ve dönüşüm haritasında benzersiz bir keşfe davet ediyor. Bu eser, geleneksel bir simgenin modern edebiyatın imkânlarıyla nasıl yeniden nefes alabildiğinin ve değişen dünya içindeki çelişkilerle nasıl yüzleştiğinin çarpıcı bir belgesi niteliğinde.






