Cennetten Kurtulmak / Cennet Yıkım ve Pişmanlık

LemonÇatı Katı44 dakika önce7 Tıklanmalar

Çevre sorunlarını ele aldığı romanlarıyla bilinen Victoria Williamson’ın genç (ve hatta yetişkin) okurlar için yazdığı çok katmanlı romanı Her Şey Küle Döndüğünde, ON8’den yayımlandı. Kitap, Adina ismindeki bir genç kızı konu alıyor. Adina, artık harap olmuş bir dünyada, insanların “cennet” dedikleri ve bir şirketin halka sunduğu korunaklı fakat yapay yerleşim alanlarından birinde yaşıyor; teknisyenlik yapıyor. Bu cennetler Afrika’da yer alan, kubbe biçiminde tasarlanmış ve kendi atmosferine sahip, dışarıdan tamamen kopuk alanlar ve dışarı çıkmak, uzaya yolculuk etmek kadar nadir ve zorlu bir durum; genelde de tercih edilmiyor. Çünkü dışarıda Nomaliler denilen yaratıklar ve zehirli hava var. Dolayısıyla cennet sakinlerinin tüm çabası da cennetteki koşulları sürdürmeye devam etmek, yasaklara ve sınırlamalara biat etmek üzerine; ta ki Adina ağzını sulandıran o elmayı koparana kadar… Hem de gelecekten vizyonlar gören, deliliğin sınırındaki yaşlı Baba Weseka’nın uyarılarına rağmen…

Kitap, Adina’nın itirafıyla başlıyor: “3 Eylül 2123 tarihini asla unutmayacağım. Nasıl unutabilirim? O gün, on dört bin yedi yüz elli altı kişiyi öldürdüğüm gündü.” 

Adina suçlu. Adina insanları öldürdü. Adina, anne babasının ölmesinden, kardeşi Tash’in yetim ve öksüz kalmasından sorumlu. 

Adina kendisine öyle sert muamele ediyor, içi öyle sertleşiyor ki gerçekleri, bunlar hakkındaki hislerini ne en yakın arkadaşına ne de kardeşine açabiliyor. Zaten kendi bakışı altında paramparça olan özdeğerini korumak, yaftalanmamak pahasına sevdikleriyle arasına, en ağır kayadan da daha ağır olan bu sırrı koyuyor. Adina için bu, yaptıklarının karşısında ödemesi gereken küçük bir bedel. 

Her şeyi içine attıkça içi büyüyor, kararıyor; kızgınlığını üvey kardeşi Chiku’ya yönlendirdikçe içi ancak soğuyor. Bazı bazı okur, Adina’ya katılıyor, onu, her şeyden sorumlu tutuyor, sinirleniyor. Diğer zamanlarsa kitap okuruna göz açtırmıyor: Soluğumuzu tutarak sayfaları çeviriyor, uzaktan beliren yapboz parçalarından bir anlam üretmeye, kitaptaki sırları çözecek bir aralık bulmaya çalışıyoruz. Fakat kitap bizi her daim kendi zamanına çekiyor, gitgellerin peşinde, kitap sayfaları da birbiri ardına devriliyor ve öykü, boğazda bir düğümle bitiveriyor. 

Cennetten “kurtulan” ve dışarıyı görme fırsatına erişen bu bir avuç canlının işi kolay değil. Hasta bir dünyayla ve bilmedikleri tehlikelerle karşı karşıyalar. Sınırlı miktardaki erzağı çantalarına tıkıştırmışlar, öteki cennet bahçelerine ulaşmak için kör topal ilerliyorlar. Her biri, hem kendine has birer karakter, aynı zamanda da yolculukta farklı işlevlere sahip bir kuvvet, bakış açısı: Bilim insanı olması için eğitilen Adina’nın çocukluk arkadaşı Dejen, mantık odaklı; Baba Weseka sezgisel, Tash aile ve bağların bir sembolüyken Chiku cesaret ve kararlılık göstergesi… Adina için her birinin farklı anlamları var. Dünyalarını yitiren fakat birbirleri üzerinden insanlıklarına tutunmaya çalışan bu insanlar sayesinde Adina da geçmişini unutmuyor, yıkımın karşısında hâlâ kendi kişisel hayatından donelere sahip olabiliyor.  

Metin, cennet-elma-saflık/kirlilik hattından kutsal metinlere göndermede bulunurken, Adina ve arkadaşlarının yaşadığı dünyada kutsal bir zeminin kalmaması ve keşfedebilecekleri ötekinin olsa olsa şirketlerin kirli sırları olması kitabı modern distopik kurgulara yaklaştırıyor, bu cennetlerin Afrika’da kurulması örtük bir sömürgecilik eleştirisi içeriyor. 

Adina, belki de olabildiğince insan bir karakter, bu yüzden yer yer antipatik, çaresiz, kendi alışkanlıkları ve geçmişinden güvelerle savaşan, değişmeye çalışan bir genç kız. Williamson, sistem eleştirisinde bulunurken ana karakterini zor bir çağda yaşayan karikatüristik bir kişilik, bir tipleme haline getirmeyerek metne, arkadaşlığa ve sevgi ilişkilerine de değinen ayrı bir derinlik katmış. Bu da okurun karakterlerle empati kurmasına olanak sağlamış.

Williamson’ın farklı temaları kitaplarında harmanlaması, Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan ilk gençlik romanı Rüzgâr Kapanında da gördüğümüz bir durum. Bu kitapta doğa felaketine sürüklenen çocuklar yalnızca bir görev üstündeki kahramanlar olarak değil, çetrefilli aile hayatları ve bireysel sorunlarıyla birlikte tanıtılıyor. Sonuçta, insan hayatı ve toplumsal işleyişi sınıflandırmak için kullandığımız aile, sınıf, teknoloji, duygular gibi çeşitli kategorilere sahip olsak bile bunlar hayat içinde hep birlikte bulunuyorlar. Bu yüzden Williamson bir avuç gencin hikâyesini anlatırken, toplumun işbölümüne, toplumsal değerlere, sınıfsallığa, teknoloji ve etik sorunlarına da değiniyor. 

Her Şey Küle Döndüğünde, bizi hem yeni bir dünya kurgusuna davet ediyor hem de kendi hayatlarımızı cesaretle sorgulamaya yüreklendiriyor. 

Yazar: Begüm Güven

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3