
Berlin’deki Galerie Thomas Schulte, 1980’lerin radikal soyutlamasından günümüzün minimalist yoğunluğuna uzanan bir köprü kurarak Jonathan Lasker’in “Double Play” sergisine ev sahipliği yapıyor. Lasker, 1970’lerin sonunda minimalizmin o katı, nesneleşmiş ve temsil karşıtı dogmalarının hüküm sürdüğü bir dönemde sahneye çıkarak, resmi bir görüntüleme sorunu olarak yeniden tanımlamıştı. O günden bu yana Lasker’in sanatı, kavramsal bir titizlik ile elin o saf, sezgisel ve çoğu zaman kontrolsüz jestlerini çarpıştıran, düşünce ile eylemin sürekli birbirini sınadığı bir laboratuvar işlevi görüyor.
Lasker’in kompozisyon mantığı, zıtlıkların bir arada var olduğu bir denge üzerine kuruludur. Sergide yer alan 1980’lerden kalma devasa tuvalleri, derinlik algısıyla oynayan ve illüzyonu reddetmek yerine onu bir metafor olarak kullanan karmaşık bir mekânsal oyun alanı sunar. Sanatçı, detaylı yağlı boya eskizlerini daha büyük ölçekli tuvale aktarırken, iki farklı hızdaki izi aynı düzlemde buluşturur: Bir yanda ifadeci bir savrulma, diğer yanda ise cerrahi bir hassasiyetle yerleştirilmiş formlar. Bu süreç, görüntünün tek bir kaynaktan doğmadığını, birbirine yabancı olanın zorunlu beraberliğini kanıtlar. 1986 yılında yarattığı Cultural Promiscuity gibi eserlerdeki o dengesiz ızgara yapıları ve sarı yapıların bir pencere düzeneği gibi birbirini yankılaması, Lasker’in Modernist soyutlamayı nasıl yerinden edip kendi özgün sözlüğüne dönüştürdüğünü gösterir. Burada hatlar sadece sınırlamaz; adeta birer vektör gibi uzayda hareket eder, üst üste binerek yeni formlara dönüşür.
Serginin yeni dönem işleri ise, eski eserlerdeki o uçsuz bucaksız, katmanlı boşlukların aksine, beyaz zemin üzerinde daha sabit ve odaklanmış birer varoluş sergiliyor. Bu küçük ölçekli, yoğun tuvallerde merkezi karakterler, sanki bir tiyatro sahnesinin değişen dekorları önünde aynı figürün farklı varyasyonlarıymış gibi durur. Çizgiler, bazen dikenli tel gibi birbirine dolanır, bazen de bir karikatürün başı kadar yalın bir silüete bürünür. Özellikle sergiye adını veren 1987 yılı eseri Double Play, bu ikiliğin zirvesidir; bir toprak kütlesi gibi görünen form, kendi gölgesiyle veya gizli bir yansımasıyla karşı karşıya gelir. Lasker burada görüntünün sadece yüzeyde kalmadığını, bakışın kendisinin görüntüyü hem kurduğunu hem de böldüğünü hissettirir. İzleyici olarak bu tuvallere baktığımızda, formların birbirini dönüş vaadiyle nasıl kovaladığını, bir öznenin nasıl aynı anda iki farklı yerde bulunabildiğini deneyimleriz. Lasker için resim, bir sonuca varma değil; biçimlerin, renklerin ve zihinsel sıçramaların sürekli birbirine pas attığı, asla bitmeyen bir çifte oyundur.






