
İnsan ile doğa arasındaki o ezeli, gerilimli ve kopmaya yüz tutmuş ilişkiyi düz bir ekolojik didaktizm yerine mitik ve şiirsel bir mercekle okusaydık ne görürdük? Alman sanatçı Robert Elfgen, Berlin’deki Sprüth Magers galerisinde açılan utopisch başlıklı solo sergisiyle tam olarak bu sorunun peşine düşüyor. Sanatçının asamblajları, kolajları, ışık nesneleri ve mekâna yayılan enstalasyonları, izleyiciyi adeta yaşayan bir tablonun içine hapsediyor. İşte karşımızda malzemenin simyasıyla örülen büyüleyici bir evren var.
Elfgen’in sanat pratiğinin en temel yapı taşı kontrasttır; yani zıtlıkların bir arada var olabilme gücü. Sanatçının bu sergi için bizzat kendi elleriyle inşa ettiği ahşap çerçevelerin içine yerleştirilen kum püskürtmeli yeni cam panelleri, bu zıtlığı fiziksel mekâna tercüme ediyor:
Organikten Geometriye: Cam yüzeyler üzerindeki ince, narin organik motifler, alan ilerledikçe katı geometrik şekillere bürünerek endüstriyel yapılara dönüşüyor.
Hem Pencere Hem Engel: Bu skulptural parçalar galeri alanını bölümlere ayırırken, şeffaf yapıları sayesinde mekânı aynı anda birbirine bağlıyor. İzleyici için hem bir görüş açısı hem de aşılması gereken geçirgen bir engel oluşturuyorlar.
Elfgen’in resimlerinde imgeyi belirleyen ve ona ruhunu veren şey, doğrudan doğruya malzemenin kendi karakteridir. Sanatçı, ahşap desteklerin üzerine titizlikle pigment katmanları yığıyor; ardından bu katmanları geri zımparalama yöntemiyle aşındırarak alttaki doğal tahta damarı örüntülerini yüzeye çıkarıyor.
Bu hassas zımparalama işlemi sonucunda ortaya çıkan ahşap dokuları; tuvalde sis, pus ya da kapalı bir gökyüzü gibi atmosferik ve melankolik unsurlara dönüşüyor.
Renk ve ışığın bu son derece kontrollü ve incelikli kullanımı, beklenmedik endüstriyel ya da organik temalara hafif bir romantizm katıyor. Ortaya çıkan sanatsal evren, köklerini gündelik hayatın sıradan gözlemlerinden alsa da, bütünüyle mitik bir tınıya ve derinliğe ulaşıyor.
utopisch, galeride Thomas Demand’ın solo sergisiyle aynı anda, Berlin Gallery Weekend döneminde kapılarını açtı. Sprüth Magers bu yaz izleyicisine birbirini kusursuz bir şekilde tamamlayan iki farklı doğa ve algı vizyonu sunuyor:
Thomas Demand: Doğayı, illüzyonu ve toplumsal hafızayı fotoğrafın, maketlerin ve bakır malzemenin tarihsel hafızası üzerinden teknik olarak sorguluyor.
Robert Elfgen: Aynı kavramları tamamen el yapımı üretimlerin, buluntu nesnelerin şiirselliği ve malzemenin kendi organik simyası üzerinden mitik bir dille inşa ediyor.
utopisch, bizi sarmalayan endüstriyel dünyayı didaktik bir dille eleştirmek yerine, onu doğanın döngüsü ve mitolojinin büyüleyici diliyle yeniden harmanlayan çok katmanlı bir sergileme. Ağustos başına kadar Berlin’de Thomas Demand sergisiyle eşzamanlı olarak deneyimlenebilecek bu rafine bulmacayı mutlaka yerinde görün.






