
Okyanusun en karanlık katmanlarında, toplumsal kuralların ve üzerimize dikilen kimliklerin erişemeyeceği kadar derinde, bambaşka bir hayatta kalma mücadelesi filizlenir. Yeni Zelanda doğumlu sanatçı Cas Campbell, Londra’daki Emanuel von Baeyer Gallery’de açılan Under the Coral Sea sergisiyle, su altı ekosistemlerini ve tarih öncesi doğayı, dayatılan toplumsal ikilikleri unufak eden büyüleyici birer metafora dönüştürüyor. no-26 radarındaki bu sergi, deniz canlılarının evrimsel zırhları ile kuir kültürün performatif savunma mekanizmaları arasında şiirsel bir bağ kuruyor.
Campbell’ın heykel pratiği, gücünü sadece ekolojiden veya geç Karbonifer döneminin devasa tarih öncesi canlılarından almıyor; edebiyatın ve sanat tarihinin ikonik sürgünlerinden de besleniyor. Sanatçı, Jules Verne’in denizler altındaki gizemli Kaptanı Nemo’su ile Patti Smith’in fotoğrafçı Robert Mapplethorpe için kaleme aldığı şiirsel biyografisi The Coral Sea arasında tekinsiz bir köprü kuruyor.
Hem Kaptan Nemo hem de Mapplethorpe, toplumun ahlaki normlarını ve katı kurallarını reddederek kendi özgürlüklerinin, kendi ütopyalarının peşinden giden birer kâşif ve sürgündü. Kaptan Nemo’nun romandaki o meşhur meydan okuması, serginin de felsefi çıkış noktasını özetliyor:
“Ben sizin medeni dediğiniz insanlardan değilim! Toplumu tamamen geride bıraktım.”
İşte bu mutlak özgürlük ve kendi olma arayışı, hem okyanusun derinliklerindeki barometrik basıncı hem de toplumun dışlayıcı sosyal baskısını beraberinde getirir. Campbell’ın sırlı seramikten ürettiği heykeller, bu ezici güce dayanabilmek için kendi kabuklarını inşa eden, adeta deniz tabanından taranarak çıkarılmış kayıp dünyaların sakinleri gibi galeri alanında yükseliyor.
Where Grandeur Dwells ve Leaves of Gold gibi yapıtlar; Nautilus denizaltısının çelik gövdesi ya da kuirlerin dış dünyaya karşı kuşandığı o performatif kimlik kalkanı gibi, uyum sağlamanın estetiğini gözler önüne seriyor. Doğal sistemler ile toplumsal yapılar arasındaki paralellik, evrimin ve adaptasyonun sadece biyolojik değil, kültürel birer hayatta kalma stratejisi olduğunu kanıtlıyor.
1995 doğumlu Cas Campbell, Royal College of Art’taki resim yüksek lisansının ardından heykel disiplininde gösterdiği bu rafine başarıyla çağdaş sanat dünyasında dikkatleri üzerine çekiyor. Bu yıl John Ruskin Ödülü’ne aday gösterilen ve Arts Council England gibi önemli kurumlardan destek alan sanatçı, malzemenin sınırlarını zorlayan formlarıyla tanınmakta.
Sergide yer alan organik, kıvrımlı ve zırh benzeri seramik katmanlar, izleyiciyi doğanın akışkanlığı üzerinden kendi savunma mekanizmalarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Katı politik sistemlerin ve kutuplaşmış toplumsal rollerin ne kadar dayanıksız olduğunu, denizin altındaki o kadim ve zamansız yaşam formlarıyla yüzleştirerek gösteriyor.
Under the Coral Sea, insan elinin ve doğanın yaratım gücünü fantastik bir anlatıyla birleştiren, haziran sonuna kadar Londra Cecil Court’un o karakteristik atmosferinde deneyimlenebilecek en özgün sergilerden biri.