
Geçtiğimiz yılın en sarsıcı sanat olaylarından birini hatırlayalım: Haziran 2025’te, Kosovalı sanatçı Petrit Halilaj’ın Syrigana adlı açık hava operasının prömiyerine günler kala, sahne dekorlarını ve kostümlerini taşıyan devasa konteynerler kimliği belirsiz kişilerce kundaklandı. Üzerine Sırp milliyetçisi nefret söylemleri püskürtülen konteynerler içindeki Cennet Bahçesi dekorlarıyla birlikte küle döndü. Ancak Halilaj ve topluluk pes etmedi; dekorları rekor sürede yeniden inşa ederek operayı zamanında sahnelediler. İşte o saldırıya uğrayan, kurşunî mavi renkli yaralı konteyner, bu kez 11 dev parçaya bölünmüş ve ters yüz edilmiş halde Berlin Schöneberg’deki ChertLüdde galerisinin tam merkezinde yükseliyor. no-26 sanat radarında bu gün, şiddeti sanatsal bir karşı-jeste dönüştüren muazzam bir direniş peyzajı var.
Sanatçının Hamburger Bahnhof’taki anıtsal müze sergisi An Opera Out of Time (31 Mayıs 2026’da sona erdi) ile paralel olarak kurgulanan bu sergi, Halilaj ile ChertLüdde galerisi arasındaki 15 yılı aşkın köklü ortaklığın en rafine meyvesi. Müze duvarlarında sadece bir katalog detayı olarak kalan o karanlık kundaklama hadisesi, galeri alanında dekonstrüktif bir anlatının başrolüne yerleşiyor.
Ziyaretçiler galeriye adım attıkları anda, kendilerini geleneksel Kosova kilimleri (qilim), defler (defa) ve kitaplarla bezeli sıcak bir misafirperverlik alanının içinde buluyorlar. Bu alan, Kosova’nın geleneksel sosyal yaşam alanları olan Odë (Osmanlı Türkçesindeki Oda kelimesinden gelen, tarihsel olarak sadece erkeklerin siyaset konuştuğu konuk odası) ve Çajtore’den (Çayhane) ilham alıyor.
Halilaj, ataerkil ve dışlayıcı bir geçmişi olan bu mekânsal yapıları yapıbozuma uğratıyor. Girişin üzerine sprey boyayla “Gaytore” yazarak burayı kuir, kapsayıcı, herkesin çay içip hikayeler paylaştığı radikal bir kolektif vaha haline getiriyor. Raflardaki kütüphanede Balkanlar’ın ağır politik geçmişine meydan okuyan Balkan siyasi metinleri ile kuşlar ve kümes hayvanları üzerine yazılmış kitaplar yan yana duruyor.
Bu odanın dekorasyonuna, Halilaj’ın çocukken çizdiği küçük bir “Oda” resmi ilham vermiş. Kosova Savaşı (1998–1999) sırasında, Milošević liderliğindeki Sırp ordusunun etnik temizlik harekatından kaçmadan önce sanatçının annesi tarafından toprağa gömülerek kurtarılan bu nemli, sararmış ve yırtık çizim, sergideki toprakla kurulan bağın en somut kanıtı.
Ana galeri salonuna geçtiğimizde, geçen yıl yakılan o meşhur nakliye konteyneri bizi karşılıyor. Halilaj, bu metal devi 11 parçaya bölerek içi dışına gelecek şekilde upuzun bir dikdörtgen olarak enstale etmiş. İzleyiciler, metal panellerin arasındaki dar yarıklardan içeri baktıklarında, panellerin iç yüzeyinde kalan orijinal mavi boyayı ve üzerindeki nefret içerikli grafitileri görebiliyorlar. Şiddetin sığınağı olan nesne, izleyicinin bakışına çarpan bir aynaya dönüşüyor.
Bu yanmış endüstriyel alanın fonunda ise sanatçının Who does the earth belong to while painting the wind?! (2012) adlı video çalışması yankılanıyor. Sanatçının Kosova, Kostërrc’teki doğduğu köyde, savaşta yakılan aile evinin arazisinde, bir yaz günü boyunca 24 saat kesintisiz kaydettiği bu video; kelebeklerin hareketlerini, çimenlerin fısıltısını ve kuş seslerini galeriye dolduruyor. Doğa, yıkımın ortasında kendini iyileştiren bir ekosistem olarak parıldıyor.
Konteynerin etrafında ve galeri duvarlarında, Halilaj’ın bölge mitolojisini ve ırkçı anlatıları tiye aldığı skulptural semboller birer gezegen gibi dönüyor:
Küllerle Kaplı Karatavuklar: Konteynerin üzerine tünemiş küllü kuş heykelleri, Kosova adının etimolojik kökenine (Kosovo polje / Karatavuk Tarlası) ve Sırp ulusal bilincinin merkezindeki tarihi 1389 Kosova Savaşı mitine gönderme yapıyor.
Dönen Kuir Armut: Sahnede kendi etrafında ulaşılmaz bir gezegen gibi dönen dev armut heykeli, Kosova’nın antik adı olan ve Arnavutça armut kelimesinden türeyen Dardania’ya selam gönderiyor. Operada Adem’in bir tilki, Havva’nın ise bir horoz olarak tasvir edildiği o kuir “Cennetin Kaybı” sahnesine bir atıf bu.
Duvarlardan Fışkıran Kuyruklar: Pirinç ve sentetik saç eklemeleriyle yapılan tekinsiz kuyruk heykelleri duvarlardan taşıyor. Bu işler, Sırbistan Başbakanı Vladan Đorđević’in 1913 tarihli ırkçı kitabındaki, “Arnavutların (Arnaut) aslında insan olmadığı ve 19. yüzyıla kadar kuyruklarının olduğu” yönündeki absürt, dehşet verici iddialarıyla açıkça alay eden keskin birer ironi silahı.
Sergi, Halilaj’ın çocukken siyah mürekkeple çizdiği ve yine savaş döneminde toprağın altında saklanan ikinci bir çocukluk çizimiyle çemberi kapatıyor. Savaştan sonra topraktan çıkarılan bu çizimin sudan solmuş yüzeyine, çocuk Halilaj o dönem yeni ağaçlar ve gagasında balık tutan dimdik bir kuş figürü eklemişti.
Yıkılan, yakılan ve yok edilmek istenen bir coğrafyanın tam ortasından yükselen o kuş gibi; Petrit Halilaj da ChertLüdde’deki bu sergisiyle küllerin, nefretin ve yangınların arasından hayatın ve özgürlüğün o inatçı şarkısını Berlin’in ortasında barbarların yüzüne karşı söylemeye devam ediyor. Temmuz sonuna kadar Berlin takviminin en zorunlu, en kaçırılmayacak ziyareti.
Sergi: Who does the earth belong to while painting the wind?!
Sanatçı: Petrit Halilaj
Mekân: ChertLüdde
Tarih: 2 Mayıs – 25 Temmuz 2026






