
2006’da ilk albümünü yayınlamasından bu yana müziğe olan inancını hiç kaybetmeyen Bertuğ Cemil ile üretme heyecanlarını, müzikal yolculuğunu ve Akustik Öyküler’i konuştuk…
2006’da ilk albümünüzü yayınlamanızdan bugüne hikaye sizin için nasıl ilerliyor?
İlginç ilerliyor. Çok başarılı bir şekilde gelişen ilk albüm sürecinden sonra bazı gelişmeler yüzünden ilk firmamdan ayrılmak zorunda kaldım. İkinci albümümü tamamen kendi imkanlarımla yapmak durumunda kaldım. Tabi bu, aşırı emek ve çok zaman alması demekti. Araya giren o zaman ve tanıtım sürecinde yalnız kalışım kariyerimin akışını biraz durağanlaştırdı. Üçüncü albümüm için enerji toplamam da biraz vakit aldı. Tabi bu arada medyalar değişti, müzik ortamı değişti ve herkesin bu yeni ortama uyum sağlaması gerekti. Ben de bu konuda elimden geleni yaptım, tek üzüntü bütün bu süreç boyunca yeterince konser çalamamak oldu. Kurtalan Ekspres ile geçirdiğim bir yıl bu açlığımı bir miktar dindirdi ve sonra ailemle İngiltere’ye taşındım. Burada biraz baştan başlamış gibi oldum. Sonra pandemi döneminde çıkartmaya başladığım tekliler, yeniden TMC Müzik ile çalışmam ve ardından Pasaj Müzik tarafından yayınlanan Akustik Öyküler projem… İnişiyle çıkışıyla severek yürüyorum bu yolu, ne de olsa virajli ama benim yolum.
Peki, Jazz Stop’ta çalmaya başlamanızdan itibaren baktığınızda yolculuğunuzda sizin için kritik eşikler neler oldu?
Öncelikle Cengiz Köroğlu’yla üniversitede tanışıp Jazz Stop maceramın başlaması. Daha sonra oradan ayrılınca kendi gruplarım olan Kaos ve Sustain i̇le gerçekleştirdiğimiz sayısız performans, 90’ların sonunda Nazan Öncel yapımcılığında kaydettiğim ama yayınlanamayan albüm, sonrasında albümlerim, teklilerim, konserlerim ve en nihayetinde birbirinden kıymetli meslektaşlarımla kaydettiğim Akustik Öyküler projem… Hiçbirini birbirinden ayıramayacağım bu köşe taşları beni bugüne getirdi.
Şu anda üretme heyecanınızı en çok ne kamçılıyor? Dinlediğiniz, izlediğiniz, okuduğunuz ya da yaşadığınız neler ilham veriyor üretim pratiklerinize?
Müzik hayatımın yeni üretim açısından en kısır olduğu dönemdeyim ne yalan söyleyeyim. Zira dinleyicime duyurmak istediğim çok sayıda şarkın birikti. Akustik proje için Berlin’de sevgili Reha Omayer ile kayıt yaparken bu biriken şarkılara da girişmiş bulunduk. Sanıyorum o şarkılar dinleyiciyle buluşana ve Türkiye ve dünya içine girmiş olduğu otoriter popülist sarmaldan çıkana kadar bu böyle sürecek, zira aklım ve gönlüm başka yerlerde.
“Akustik Öyküler” bir anlamda kariyerinizin dönüm noktalarını yeniden ziyaret ettiğiniz bir çalışma. Bu fikir ilk nasıl ortaya çıktı?
Projenin süpervizörü Mahmut Çınar ve projenin fikir babası menajerim Onur Gökdal ile kafa kafaya verip planladığımız bir iş oldu. Sevgiyle, saygıyla ve dayanışmayla kurtardığımız bir proje Akustik Öyküler. Anafikir şuydu: Son yıllarda yayınladığım tekliflere rağmen yeni nesillere bugünlere nasıl geldiğimi daha iyi anlatmak ve onlarla daha sağlam bir köprü kurmak. Bunu başardığımız düşünüyorum. Proje önüme yeni şarkılarımı daha geniş kitlelere duyurma fırsatı oldu. Geçmişimle geleceğimi bağlayan güzel bir düğüm oldu.
Sevilen şarkılarınızı farklı seslerle birlikte yeniden yorumlamak onu yeniden yazmak gibi mi, yoksa eski bir dostla karşılaşmak gibi mi hissettiriyor?
Çok güzel soru. Hem eski bir dostla karşılaşmak gibi, hem de onunla yeni bir yola çıkmak gibi. Gençlik hissiyatlarıma yeni bir pencereden bakmak, yeni bir vizyonla o dostla yol yürümek gibi.
EP’de farklı kuşaklardan ve farklı renklerden sanatçılarla çalışıyorsunuz. Düet yapacağınız isimleri seçerken sizi yönlendiren şey neydi?
Öncelikle şarkılarımız seven, sevecek olan, severek söyleyecek olan meslektaşlarımla çalışmak istedim. Zira düet yapacağınız kişide ilk olması gereken özellik bence yapacağınız işe sevgi ve saygıyla sahip çıkacak olmasıdır. Çok şanslıyım ki beş düet partnerim de bunlara fazlasıyla sahipti. Tabii bunun yanı sıra hepsi kendi tarzlarında çok başarılı, sadece şarkıcı değil aynı zamanda müzisyen ve güzel seslerinin yanı sıra güzel karakterli insanlar. Tekraren söylüyorum, bu konuda oldukça şanslıyım. Yeri gelmişken hepsine minnettar olduğumu tekrar belirtmek isterim.
“Umut, biz insanlara ekmek kadar, su kadar lazım.”
Şarkıların ruhuna sadık kalırken onlara yeni bir perspektif kazandırmak nasıl bir denge gerektiriyor peki?
Kendi şarkılarınıza cover yapar gibi yaklaşmanız gerekiyor. Ruhunu, duygusunu koruyarak yeni bir nefes katmak gerekiyor. İnsanın bedeninden çıkıp kendisine bakması gibi bir şey. Şarkının duygusunu koruyarak, tekrardan kaçınarak ama mesajına sadık kalarak ona yeni bir elbise giydirmek gibi… Kolay olmayan ama çok keyifli bir süreçti.
“Yağmur”, ilk yayımlandığından bu yana birçok dinleyicinin hayatında özel bir yere sahip oldu. Aradan geçen yaklaşık 20 yılın ardından bu şarkı sizin için ne ifade ediyor?
“Every Breath You Take” Sting i̇çin ne ifade ediyorsa onu: Açık ara en başarılı şarkım ve onu iyi ki yazmışım diyorum. Ben Yağmur için hep “geniş zaman şarkısı” demişimdir. En gururlandığım noktalardan bir tanesi, 20 yıl sonra şarkının anlamını ve önemini koruyor olması. Beklediğim yağmur henüz yağmamış olabilir ama ara ara çiseliyor ve bu da şarkıyı haklı çıkarıyor yine: Umut, biz insanlara ekmek kadar, su kadar lazım.
“Yağmur”u yeniden yorumlama kararı aldığınızda ilk aklınıza gelen isim neden Birsen Tezer oldu?
Sevgili Birsen Tezer’i severek takip etmekteydim. İkimiz de uzun yıllardır müziğe emek veriyoruz ve hiç tanışmadan çok benzer ortamlarda bulunmuşuz ilginç bir şekilde. Sesinin ve müzikalitesinin şarkının yeni versiyonuna çok yakışacağından hiç şüphem yoktu. Bunun üzerine bir de olgunluğunu, yapıcı karakterini ekledi sağ olsun. Bu yeni versiyonun hedefine ulaştığını da dinleyiciden gelen tepkiden gördük. Kısaca “iyi ki” diyorum.
Yıllardır dinlenen şarkılarınız arasında dönüp baktığınızda sizi en çok yansıtan, anlatan şarkınız hangisi?
Bu sorunun yanıtını tek bir şarkıyla vermek güç. Belki birkaç tanesinden bahsetmek gerekir. Yağmur hiç vazgeçmeyen ve ümitvar yanımı, Düşünceler romantik yanımı, Su Gibi ruhani yanımı, Son Kez ve ona benzeyen Rock şarkılarım müzisyen yanımı iyi özetler diyebilirim.
Bugünkü Bertuğ Cemil ile 2006’da “Duygusal Tuzaklar”ı yayınlayan Bertuğ Cemil’in müziğe bakışı arasında nasıl farklar var?
Çok fark olduğunu söyleyemem. Hala benzer tarzları dinliyorum ve icra etmekten hoşlanıyorum. Son dönem füzyon tarzlara daha fazla merak duyuyorum. 35 yıl önce yola çıkarken sevdiğim ve saygı duyduğum müziğin olmazsa olmazları, bugün benim için değerini hâlâ koruyor. Groove, hissiyat, tutku, tonalite ve samimiyet benim için olmazsa olmazlar.
Aynı zamanda dijital çağda müziğin tüketim biçimi değişti. Üretim giderek kolaylaşırken daha hızlı tüketen bir kitle var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kaçınılmaz olarak böyle oldu. Geniş kitlelerin tüketim alışkanlıklarını eleştirmek bana düşmez ve iyi müzik dinleyicisini her zaman bulur. Yeter ki üretecek ve ürettiğinizi insanlara sağlıklı bir şekilde ulaştırabilecek takatiniz olsun. Ben teknolojinin nimetlerine hoş gelmişler diyor ve ana duyguyu ve müzisyenliğimi koruyarak onlardan faydalanmaya çalışıyorum. İnsan faktörü yüksek yüzdesini korudukça teknolojiden çekinmemek lazım. Ama o yüzde çok düşük olunca, iş müzik yapmaktan uzaklaşıyor bence. Kendi adıma benim dikkat ettiğim nokta budur.
Son olarak 2026’nın geri kalanında hangi gelişmeler olacak, dinleyicilerinizi neler bekliyor?
Öncelikle pek yakında yeni bir elektrik şarkımı dinleyiciyle buluşturacağım. Bu aynı zamanda kendim yayınladığım ilk tekli olacak. Bir başka yenilik de AI ile klip yapıyor olmamız. Bu şarkı ve klip aynı zamanda yeni albümün de habercisi ve öncüsü olacak. Her şey yolunda giderse önümüzdeki yıl boyunca yeni albümümü oluşturacak şarkıları dinleyicimle buluşturmayı planlıyorum. Bunun dışında temmuz ayında Türkiye’ye geleceğim bir mini turne için. İngiltere ve Türkiye’de sahne çalışmalarım da devam edecek.