
İstanbul’un sokaklarında yürürken sadece bugün orada olan binaları değil, çoktan yıkılmış, yerini başka yapılara bırakmış ya da sessizce belleğimizden silinmiş mekânların hayaletlerini de yanımızda taşırız. Sanatçı Hera Büyüktaşcıyan, Arter’de izleyiciyle buluşan Hayalet Kuartet başlıklı kişisel sergisinde, kentsel dönüşümün ve zamanın acımasız çarklarının şehirde bıraktığı o görünmez gedikleri adeta birer dikiş izi gibi bir araya getirmeye devam ediyor. Sanatçının kendi geçmişinin de kök saldığı Kurtuluş ve Tarlabaşı semtlerinin kentsel hafızasını merkezine alan bu düşsel manzara, önümüzdeki günlerde çok özel bir buluşmaya sahne olmaya hazırlanıyor. 23 Temmuz 2026 Perşembe akşamı saat 19:00’da, bizzat Büyüktaşcıyan ve serginin küratörü Nilüfer Şaşmazer eşliğinde gerçekleşecek özel tur, bu çok katmanlı anlatının kapılarını içeriden aralamak isteyenler için derinlikli bir patika sunuyor.
Serginin omurgasını oluşturan hayalet kavramı, tıp literatüründe ampute edilmiş bir uzvun yokluğuna rağmen orada hissedilmeye devam etmesi durumunu tanımlayan hayalet uzuv teriminden ilham alıyor. Büyüktaşcıyan, bu fiziksel ve psikolojik hissi kentin bedeni üzerinden yeniden okuyor; yıkılan evlerin, kaybolan sokakların ve değişen demografinin ardından geriye kalan o sızılı boşlukları galeri alanına taşıyor. Dış mekânın tekinsizliğini ve yaşanmışlıklarını galeri içine sızdıran sergi; Nekropol, Avlu, Cadde ve Bakış adını taşıyan dört ana bölümden oluşuyor. Bu dörtlü mimari taksimat, sadece mekânları değil; ateş, hava, su ve toprak elementlerinin duyusal yankılarını da eserlerin dokusuna fısıldıyor.
Sanatçının arkeoloji, mimari ve ikonografiden beslenen disiplinlerarası pratiği, bu sergide geçmişin tozlu kalıntılarını bugünün malzemesiyle çarpıştırıyor. Nilüfer Şaşmazer’in mekânın sınırlarını akışkanlaştıran küratöryel kurgusu sayesinde, sergideki nesneler, formlar ve sesler sadece görsel birer seyir nesnesi olmaktan çıkıyor. Geçmiş, bugün, gelecek ve araf gibi dört farklı zaman diliminin birbirine teyellendiği bu duyumsama alanında, her bir köşe kendi içinde saklı olan sessiz fısıltıları ve hayaletleri görünür kılıyor. Büyüktaşcıyan’ın Arter Koleksiyonu’ndan seçilen erken dönem işleri ile bu sergiye özel olarak ürettiği yeni çalışmaları arasındaki o görünmez diyalog, hafızanın katı değil, durmaksızın biçim değiştiren dalgalı yapısını gözler önüne seriyor.
Şehrin gürültüsünden ve gündelik koşturmacasından sıyrılıp, Tarlabaşı ve Kurtuluş’un derinliklerinde biriken o maddi belleğe ortak olmak için 23 Temmuz akşamı düzenlenecek bu tur, serginin felsefesini bizzat yaratıcılarının sesinden dinleme imkânı veriyor. Sınırlı sayıda katılımcıyla ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek olan bu özel buluşmaya dahil olmak, sergi bittikten sonra da zihninizde asılı kalacak o hayalet melodiyi hissetmek için ogrenme@arter.org.tr adresine e-posta göndererek kayıt yaptırmak gerekiyor. Zamanın ve mekânın sınırlarını esneten bu şiirsel yürüyüş, İstanbul’un kayıp katmanlarıyla dürüst bir bağ kurmak isteyenleri Arter’in loş ve gizemli atmosferinde bekliyor.