
Kusursuzlaştırılmış dijital filtrelerin ve aşırı işlenmiş imgelerin çağında; gerçeğin o çapaklı, samimi, komik ve filtresiz haline rastlamak taze bir nefes gibi geliyor. Fotoğraf dünyasının efsanevi ve kural tanımaz ismi Juergen Teller, Berlin’deki taptaze sergisiyle tam da bu ham gerçekliği yüzümüze vuruyor.
27 Haziran’dan bu yana ziyaretçilerini ağırlayan ve 29 Ağustos 2026 tarihinde kapılarını kapatmaya hazırlanan “Guten Morgen Sonnenschein”, Teller’in eşi ve yaratıcı ortağı Dovile Drizyte ile sekiz yılı aşkın süredir devam eden tutkulu birlikteliğine adanmış devasa, neşeli ve cesur bir aşk mektubu niteliğinde. Bitişine az bir zaman kala ziyaret ettiğimiz bu sergi, hayatın ve sanatın sınırlarını bir kez daha ortadan kaldırıyor.
Sergiye adını veren Guten Morgen Sonnenschein diptych fotoğraf serisi, Teller’in her sabah filtre kahvesini demleme ritüeliyle başlıyor. Bir yanda sıcak bir kahve fincanı, diğer yanda ise o an Teller’in etrafını saran gündelik detaylar: Masada duran bir kitap, bir sanat eseri, küçük kızı Iggy’nin çizdiği rengârenk bir resim ya da yatakta mışıl mışıl uyuyan eşi Drizyte’nin en doğal karesi… Teller, gündelik hayatın sıradan anlarını devasa bir romantizme dönüştürmeyi harika başarıyor.
Sergide öne çıkan seriler, çiftin evlilik ve iş ortaklığındaki iç içe geçmişliği gözler önüne seriyor:
Symposium of Love (2025): Platon’un Şölen metnindeki Aristophanes’in konuşmasına gönderme yapan seri, Teller ve Drizyte’nin kum tepelerinde yuvarlanan çıplak bedenlerini odağa alıyor. Fotoğraflar ilerledikçe iki beden adeta tek bir mitolojik canlıya dönüşüyor; ormanlar, gün batımları ve doldurulmuş hayvan figürleriyle yan yana gelerek doğanın ritmine karışıyor.
Sono Qui (2026): Harper’s Bazaar Italia için Venedik’te çekilen bu seri; Drizyte’nin nü çalışmaları ile Venedik’in turistlerden uzak şehir manzaralarını buluşturuyor. Seçki, iki yıl önce Vatikan tarafından Giudecca Kadınlar Cezaevi’nde çekilmesi istenen merhum Papa Francis portresiyle tamamlanarak ticari işler ile kişisel arşiv arasındaki sınırları yok ediyor.
Teller’in merceğindeki o meşhur “demokratik” ve sezgisel yaklaşım bu sergide de parıldıyor. Alman oyuncular Sandra Hüller ve Lars Eidinger, felsefeci Slavoj Žižek, efsanevi müzisyen Iggy Pop, sanatçı Danh Võ, yazar Constance Debré ve futbolcu Michael Olise… Kim olursa olsun, Teller herkesi aynı samimi, filtrelenmemiş ve eşit mesafeden yakalamayı başarıyor.
Serginin en neşeli bölümü ise kızları Iggy ile olan aile arşivi. Kızlarının doğumundan itibaren çekilen karelerin yanı sıra, Iggy Teller does Teller (2023) serisinde küçük Iggy’nin babasının ikonik moda fotoğraflarını mizahi bir dille yeniden canlandırmasına tanık olmak paha biçilemez. Oyuncu Alexander Skarsgård ile çekilen Men (2023) videosu ise askerlik geçmişi ve baba-oğul ilişkileri üzerine daha sakin ve derin bir düşünme alanı açıyor.
29 Ağustos’ta sona erecek olan bu canlı, samimi ve cesur sergiyi Berlin’deyseniz mutlaka bizzat deneyimleyin!