
Bir sergi salonunun kapısından içeri adım attığınızda, gözleriniz ilk olarak neyi arzular? Tanıdık bir yansımayı, yani kendinizi mi; yoksa sizi kendi konfor alanınızın dışına fırlatacak, kendiniz olmamanızı fısıldayan o sarsıcı yabancılığı mı? Los Angeles’ın dinamik sanat merkezlerinden Luis De Jesus, on farklı sanatçının imzasını taşıyan “Body Memory” başlıklı grup sergisiyle bu soruyu doğrudan izleyicinin zihnine bir manifesto gibi bırakıyor. Sergi, figüratif sanatı estetik bir seyir nesnesi olmaktan çıkararak, tarihin ve iktidarın mekanizmalarına karşı duran güçlü birer politik enstrümana dönüştürüyor.
Rebecca Campbell, Zackary Drucker ve Hely Omar González gibi disiplinlerarası isimlerin de aralarında bulunduğu bu on sanatçılık seçki; Siyah, kuir, kadın ve kırılgan bedenleri tuvale, fotoğrafa ve karma medyaya taşırken çağdaş sanatın en büyük tuzaklarından biri olan kurumsal vitrin/temsil kolaycılığından tamamen uzak duruyor. Buradaki figürler, galeri duvarlarını süslemek ya da politik bir doğruculuk kotasını doldurmak için bir araya getirilmiş değiller. Aksine, her bir yapıt, görme eyleminin hiçbir zaman pasif ya da masum olamayacağını; bakışın bizzat tarihsel önyargıların, sömürgeci hafızanın ve toplumsal arzuların filtresinden geçerek inşa edildiğini ilan ediyor.
“Body Memory”, hafızayı zihinsel bir süreç olmaktan çıkarıp bizzat tenin, kasın ve kemiğin üzerine kaydedilmiş somut bir arşiv olarak okuyor. Toplumun neyi görmeyi seçtiği, neyi kör noktaya ittiği ve bu kasıtlı görmezden gelişin bedenlerin üzerinde nasıl bir tortu bıraktığı sorusu, serginin entelektüel omurgasını oluşturuyor. Bu on sanatçının elinde insan figürü; bir fetişe, içi boşaltılmış bir stereotipe ya da estetik bir dekorasyona dönüşmeyi reddediyor. Formlar, tüm pürüzleri ve sınırlarıyla birer direnç odağı, katmanlı birer varoluş iddiası olarak öne çıkıyor. Çizginin, ışığın ve malzemenin diliyle konuşan bu bedenler, izleyicinin onları nasıl etiketlediğinden bağımsız olarak, kendi içkin anlamlarını zaten gururla üzerlerinde taşıyorlar.
Sanat tarihinin yüzyıllardır dayattığı o idealize edilmiş ve hiyerarşik beden normlarına karşı açılmış kapsamlı bir dava niteliğindeki bu sergi, iddiasını kuramsal bir bürokrasiyle değil, bizzat etin ve kemiğin o ham, sarsıcı diliyle savunuyor. “Body Memory”, bakışlarımızı temize çekmek ve sokağın, tarihin ve tenin hafızasıyla sahici bir bağ kurmak için olağanüstü bir görsel kazı vaat ediyor.
Luis De Jesus Los Angeles (2685 S La Cienega Blvd, Los Angeles) adresinde izlenebilecek bu çarpıcı seçki, bedenin sadece bir kabuk değil, toplumsal hafızanın en dirençli kalesi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.






