
Yerçekimi sadece fiziksel bir kural değil, çoğunlukla toplumsal ve zihinsel olarak da bizi aşağıya, durağanlığa, o kaçınılmaz atalete doğru çeken devasa bir ağırlıktır. İnsan ise tüm bu yapısal yüklere rağmen hantallıktan sıyrılmanın, bir anlığına da olsa havalanmanın ve o sıkışmışlık hissinden kurtulmanın yollarını arar. İstanbul Beyoğlu’ndaki Depo, 27 Haziran 2026’ya kadar devam edecek olan son derece akışkan ve muzip bir solo sergiyle bizi tam olarak bu kalkışma ve mukavemet anlarıyla yüzleştiriyor. Sanatçı ve akademisyen Evrim Kavcar’ın küratör Yeşim Anadol Zengin ile birlikte kurguladığı “hop biir iiki”, ismini pelerin niyetine boynuna bağladığı alelade bir yatak çarşafı ve defalarca bantlanmış gözlükleriyle durmaksızın ritim tutarak yukarı doğru zıplayan bir çocuğun o ham, saf hareketinden alıyor. Sergi, arzularımızın genişliği ile imkânlarımızın darlığı arasında sıkışan modern insan için şiirsel bir sıçrama tahtası inşa ediyor.
Kavcar’ın Depo’nun giriş katına yaydığı bu düşünsel evren, gündelik hayattaki sıradan karşılaşmalardan absürt bilimsel gözlemlere kadar uzanan, ilk bakışta birbirinden uzak görünen ama içeriden birbirine bağlanan muazzam birer kavramsal teyel gibi çalışıyor. Dünyanın en hafif katı maddesi olan aerojelden kuyruklu yıldızlardan toplanan kozmik tozlara, hayvanların hayatta kalmak için attığı kusursuz ters taklalardan bir nükleer deneme sırasında yörüngeye fırlatılıp atmosferde kaybolan o meşhur rögar kapağının hikayesine kadar pek çok absürt durak bu anlatının malzemesi haline geliyor. Bir baletin günlük defterine çizdiği kusursuz, muntazam dairelerin disipliniyle, kontrolümüz dışında havaya uçurulma ya da kendi irademizle havalanma ihtimalleri aynı düzlemde sorgulanıyor. Kavcar, bizi aşağı doğru bastıran muhtelif ağırlıklarla alay etmenin ve onlarla baş etmenin yollarını ararken, aslında hayal gücünü paslanmaya bırakılmış bir kas gibi yeniden çalıştırmayı teklif ediyor.
Serginin 2023–2026 yılları arasına yayılan üretim kronolojisi; heykeller, desenler, fotoğraf baskıları, ses yerleştirmeleri ve metin parçalarından oluşan oldukça heterojen bir malzeme dağarcığı sunuyor. Odada karşımıza çıkan pelerinler, zihin haritaları, kişisel defterler ve buluntu objeler, katı bir arşiv dökümü olmaktan ziyade kayıt tutmak ile fantezi dünyası arasında esnek bir dolaşım alanı açıyor. Özellikle serginin merkezinde konumlanan ve sanatçının SAHA Studio sürecinde ürettiği parçalı video anlatı, uçmayı tamamen iradi, politik ve bilinçli bir hareket olarak odağına yerleştiriyor. Bu sinematik omurga, Kavcar’ın eski ve yeni dönem plastik üretimleri arasında organik bir köprü kurarken, “Kafayı Koru” isimli stoneware heykelinde olduğu gibi, savunma mekanizmaları ile serbest kalma arzusu arasındaki o ironik gerilimi görünür kılıyor.
“hop biir iiki”yi geleneksel, bitmiş ve steril sergi kalıplarından ayıran en dinamik katman ise farklı yaş gruplarından katılımcıları bizzat sürecin içine dahil eden katılımcı ve kolektif yapısı. Ziyaretçilere küçük, yaratıcı meydan okumalar ve oyunsu alanlar sunan sergi, ortaya çıkan hediye niteliğindeki üretimlerle her an kabuk değiştiren yaşayan bir laboratuvar gibi işliyor. Sergi açılışını donmuş bir tören olmaktan çıkarıp ucu açık bir sürecin başlangıcına dönüştüren bu yapı; ilerleyen günlerde değişen animasyon döngüleri, performanslar ve kamusal programlarla evrilmeye devam edecek. MSGSÜ Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı olan Kavcar’ın o hareket odaklı, zamansal kırılmaları ve hassas sesleri gözeten disiplinlerarası zekasını yakından solumak ve hayatın üzerimize bıraktığı o kurumsal yüklerden bir anlığına da olsa zıplayarak kurtulmak için Haziran sonundaki bu son virajı mutlaka Beyoğlu rotasına eklemek gerekiyor.