
Shoreditch’in Tenter Ground sokağındaki küçük ama keskin odaklı ai. gallery, bu yaz beş sanatçı ve bir kolektifin sesini dinlemek için özel bir alan kuruyor. “Re-Wetting the Void” hem başlık olarak hem yapıt düzeni olarak olağandışı: Tüm sergi ses üzerine kurulu — ama bu, duvardan müzik yayınlanan bir ses enstalasyonu değil. Çok daha tuhaf, çok daha kişisel bir şey.
Hareket noktası, hayatını kaybetmiş öncü besteci ve akordeoncu Pauline Oliveros’un tezi: Bir sesi gözlemlemek o sesi değiştirir; ama aynı anda dinleyeni de değiştirir. Sergi bu fikri görsel sanata taşıyor — resim, fotoğraf, video, heykel, ses işi ve enstalasyonun bir arada bulunduğu, tamamen kadın sanatçıların ürettiği bir yapıt toplamı.
WeiXin Quek Chong (Singapur, Madrid’de yaşıyor), Isabella Dyson (İngiltere, Londra’da yaşıyor), Chang Meng (Çin, Londra ve Chengdu arasında yaşıyor), Phuong Nguyen (Kanada, Toronto’da yaşıyor) ve Fiona Ones (Almanya, Münih’te yaşıyor). Coğrafyalar dağınık ama tematik bağ güçlü: su, beden, ses ve köken.
Chang Meng’in “Carried” adlı iki kanallı ses işi sergiyi çaprazlıyor. Kurumuş çay yapraklarının yaşam döngüsü üzerine kurulu bu yapıt bir şiiri radyodan yayınlıyor: “…kurudum, içim boşaldı, parça bez üstünde çay lekesi… içimde akış var, canlıyım, yaşıyorum…” Hidro-feminizm kavramıyla konuşan bir beden politikası — beden su geçirmez bir kap değil, geçirgen ve birbirine bağlı bir kaplamadır.
Phuong Nguyen’in “Planche” serisi belki en katmanlı yapıt: Anne Anlin Cheng’in Asyalı kadın bedenini süsleyici bir nesne olarak konumlandıran eleştirel teorisine yanıt veriyor. Tütsü çubukları, mangosten meyvesi, sömürgeci Fransız yayınından devşirilen görüntüler — tüm bunlar ahşap çerçeve içinde birleşiyor ve seyirciye ata ruhlarıyla kurulan görünmez bir konuşmayı hatırlatıyor.
WeiXin Quek Chong’un silikon torba heykelleri ise Güneydoğu Asya sokaklarının o bilindik ıslak içecek torbalarına benziyor — bir elde ya da motosiklet gidonunda sallanmayı bekleyen o şeffaf plastikler. Ama burada metal zincirler bu torbaları tutuyor; yumuşak ve hiper-gerçekçi biçimler, bağlanmış bir hazzı ve biraz da gerilimi taşıyor.
Galerinin bodrum katındaki boşaltılmış havuz, Chang Meng’in enstalasyonu için bir rezonans odasına dönüşmüş — kolektif susuzluğun metaforu. Çay yapraklarından gelen tortu lavaboda oturuyor; duvarda “Biz suyuz ya da hiçiz” yazıyor.
ai. gallery 2023’ten bu yana Tenter Ground’da kalıcı; Güneydoğu Asya ve Birleşik Krallık’tan sanatçılara Avrupa vitrini açan bu küçük galeri, küçük bütçelere rağmen büyük fikirlerin taşıyıcısı olmayı başarıyor. Bu sergi, sezonun en sessiz ama en uzun süre içinizde kalan deneyimlerinden biri olmaya aday.