
Süper kahraman mitolojisinin temelleri 1930’ların sonunda atıldığında, endüstri neredeyse bir gecede şekillendi. Superman’in 1938’deki çıkışıyla açılan bu yeni dönem, sayısız yaratıcıyı, yayınevini ve karakteri aynı pota içine çekti.
Golden Age olarak anılan bu ilk yıllarda parlayan isimlerden biri ise bugün hâlâ tam olarak çözülememiş bir gizem: Fletcher Hanks.
Kısa, tuhaf, parlak ve karanlık bir kariyer…
Hanks, 1939 ile 1941 arasında yalnızca iki yıl aktif kaldı ama bıraktığı miras hâlâ “çizgi roman tarihinin en sıra dışı vizyonlarından biri” olarak anılıyor. Stardust, Space Smith ve en önemlisi Fantomah, the Mystery Woman of the Jungle… Yani Wonder Woman’dan bile önce gelen bir kadın süper kahramanı tasarlayan kişi.
Bugün Fantagraphics tarafından yayımlanan Turn Loose Our Death Rays and Kill Them All! başlıklı kapsamlı derleme, Hanks’in 51 hikâyesini tek ciltte buluşturuyor ve bu tuhaf dâhinin geride bıraktıklarına yeni bir pencere açıyor.

Fantomah, çizgi roman tarihinde çoğu zaman “ölümsüz unutuşun” arasında sıkışmış bir karakter.
Amazon prenseslerinden çok önce sahneye çıkan, doğaüstü güçlere sahip, bağımsız, tehditkâr ve zaman zaman ürkütücü bir kadın figürü…
Bugün feminist çizgi roman tarihçileri tarafından tekrar incelenen Fantomah, yalnızca bir karakter değil, Golden Age döneminin ne kadar deneysel olduğunu gösteren bir örnek. Hanks’in yaklaşımı, o dönemin genç ve hızla üretime sokulan çizgi roman yaratıcılarından çok farklıydı: daha yaşlı, daha öfkeli, daha kontrolsüz ve tamamen kendi estetiğini yaratmaya kararlı biri.

Hanks’in panelleri ilk bakışta “yanlış” görünür:
Orantısız bedenler
Aşırı büyük eller, küçük kafalar
Havada asılı gibi duran figürler
Ritmi durduran paneller
Gereksiz virgüllerle dolu garip, kesik kesik replikler
Bugünün çizgi roman okurunun alışkın olduğu estetiğin çok ötesinde.
Bir yandan amatörce, bir yandan unutulmaz.
Bir yandan gülünç, bir yandan rahatsız edici.
No:26’nın sevdiği o “gözün takıldığı noktada hikâyeyi yeniden yazma hissi” Hanks’te fazlasıyla var.
Paneller bir anda duruyor, hikâye sekteye uğruyor, okur nerede olduğunu anlamaya çalışıyor.
Bu tuhaflık artık onun imzası.
Çizgi roman üretiminin fabrikalaştığı bir dönemde Hanks’in tüm işlerini tek başına yapması — yazı, çizim, mürekkep, harflendirme — onu erken dönem bir auteur olarak konumlandırıyor.
Endüstrinin kalıpları içinde ama hiçbir kalıba tam oturmadan.
İşte bu yüzden Hanks bugün outsider art ile karşılaştırılıyor.
Her ne kadar tamamen sektör içinde çalışmış olsa da, yarattığı dünyaların mantığı ve biçimi, çizgi roman endüstrisinin ortalamasından radikal biçimde ayrışıyor.
Hanks’in hayatı neredeyse çizimleri kadar çarpıcı:
Şiddet geçmişi
Aileyi terk edişi
Alkol bağımlılığı
Kayıp yıllar
Gizemli bir şekilde endüstriyi bırakması
1976’da Manhattan’da bir bankta donarak bulunması
Uzun süre ailesinin bile bilmediği çizgi roman geçmişi, ancak 2000’lerde araştırmacı ve editör Paul Karasik tarafından ortaya çıkarıldı.
Karasik’in Hanks’in oğluyla yaptığı yüzleşme, derlemenin en sarsıcı bölümlerinden biri:
Baba figürüyle duygusal bağ kurmak bir yana, oğul Hanks, çizimleri gördüğünde “bunda ne var?” diyerek tepkisiz kalıyor.
Bu kopukluk bile Hanks’in hayatının trajik tonunu özetliyor.

2025 tarihli yeni derleme, yalnızca retro bir merak değil;
Golden Age dönemine ve erken süper kahraman kültürüne dair akademik ve estetik açıdan önemli bir kaynak.
Çünkü Hanks’in ürettiği hikâyeler:
Çizgi roman tarihinde “başka bir ihtimalin” kapısını aralıyor
Süper kahraman kurgusunun neden böyle geliştiğini anlamak için ipuçları veriyor
Fantomah gibi figürlerle çizgi romanlardaki kadın temsilinin erken biçimlerini gözler önüne seriyor
Ve en önemlisi, çizgi roman anlatısının kusurlarının nasıl yaratıcı bir avantaja dönüşebileceğini hatırlatıyor
Bugün bile bu hikâyelere bakarken göz duruyor, beyin yeniden odaklanıyor, çizgi roman denen medyumun sınırlarının ne kadar esneyebileceğini hatırlıyoruz.
Fletcher Hanks, çizgi roman tarihinde hiçbir kategoriye tam olarak sığmayan bir karakter.
Ne tamamen unutulmuş, ne de tam anlamıyla benimsenmiş.
Ama tek bir şey kesin:
Oluşturduğu dünya, klasik anlamda “iyi” olmaktan çok, unutulmaz.
Turn Loose Our Death Rays and Kill Them All!
hem Hanks’i hem Fantomah’ı hem de Golden Age’in deneysel enerjisini yeniden görünür kılıyor.
Çizgi roman okumayı sadece bir eğlence değil, kültürel bir arkeoloji hâline getiriyor.






