
Londra’nın gri gökyüzü altında, Frieze haftasının şehre yaydığı o tatlı koşturmacadan sıyrılıp Cork Street’te adımlarken, 9 numaralı binanın kapısından içeri adım atmak, bir anda coğrafya ve zaman değiştirmek gibiydi. The Third Line’ın Dubai’den Londra’nın kalbine taşıdığı, Filistinli sanatçı Jordan Nassar’ın “No History of Shapes / لا تاريخ للأشكال” (Şekillerin Tarihi Yok) sergisi, tam da bu eşikte karşılıyor izleyiciyi.
İçeri girdiğinizde mekâna yayılan ilk his, ince bir zanaatin fısıldadığı o köklü yaşanmışlık oluyor. Nassar, Filistin’in estetik mirasını ve tarihsel travmalarını bağırıp çağıran sloganlarla değil; pamuk ipliklerinin sessizliğinde, cam mozaiklerin parlak yüzeyinde son derece şefkatli bir şekilde yeniden dokuyor.
İlmek İlmek Kurulan Yeni Bir Coğrafya
Duvarlarda, geleneksel Filistin çapraz dikişi olan tatreez tekniğiyle üretilmiş devasa işler asılı. They Build Homes with Clouds veya The Bursting of Shape gibi çalışmalara uzaktan baktığınızda, birleşik, soyut ve aydınlık Filistin manzaraları görüyorsunuz. Ancak yaklaştıkça, o yoğun ve sabırlı dikiş işçiliğinin içinde kaybolmamak elde değil.
Nassar bu yeni serisinde, daha önce yapmadığı çok zekice bir hamleyle İranlı efsanevi sanatçı Monir Shahroudy Farmanfarmaian’ın Convertible (Dönüştürülebilir) serisindeki modüler mantığı kendi nakışlarına taşımış. Geometrik panellerden oluşan bu eserler, tıpkı hafızamız gibi parçalı. İstediğiniz gibi söküp başka bir kombinasyonla yeniden bir araya getirebiliyorsunuz. Sanatçı adeta bize parçalanmış bir coğrafyanın parçalarını veriyor ve zihnimizde o eksik manzarayı baştan, umutla kurgulamamızı istiyor.
Kuzey Gazze’den Londra’ya: Camdaki Hafıza
Kumaşın o mat ve yumuşak dokusundan sıyrılıp salonun diğer tarafına geçtiğinizde ise serginin asıl boğaz düğümleyen kısmıyla, yani küçük ölçekli mozaiklerle karşılaşıyorsunuz. Nassar, Kuzey Gazze’deki Cibaliye’de (Jabalia) bulunan Bizans dönemine ait eski bir mozaiği, internette bulabildiği dijital fotoğraflar üzerinden satır satır çalışarak geleneksel elle cam kesme (smalti) yöntemiyle yeniden üretmiş.
Jabalia (Tree) ve Jabalia (Figure) gibi panellerde orijinalindeki portakal ağacını, aslanı ve insan figürlerini görüyoruz. Ancak bu salt bir kopyalama işlemi değil. Bugün abluka altında olan, tam anlamıyla fiziksel bir yok edilme tehdidiyle karşı karşıya kalan bir kültürel mirası, milliyetçi bir hırsa kurban etmeden, sanatçının kendi deyimiyle “şefkatli bir jestle” koruma altına alması. Kayıp olan boşlukları kendi sezgileriyle doldurması. O küçük cam parçalarının parlaklığında gezinirken, aslında yıkılmış bir şehrin altından çıkarılan tarihi tek tek ellerinizle birleştirdiğinizi hissediyorsunuz.
Bulutların Şekli Yoktur
Sergiye adını veren o vurucu dize, Filistin’in büyük şairi Mahmud Derviş’in Bulutları Betimlemek şiirinden miras: “Bu evren için nihai bir şekil yok… / şekillerin tarihi yok…”
Jordan Nassar, Anat Ebgi galerisiyle ortaklaşa kurgulanan bu iki ayaklı sergide, Derviş’in dizelerindeki o sonsuz olasılıklara göz kırpıyor. Yıkımın ve kayıpların gölgesinde, iğneyle, iplikle ve cam kırıklarıyla kendine bulutlardan yeni evler inşa ediyor. O evlerin içinde gezinmek, hafızanın ne kadar dirençli bir şey olduğunu bir kez daha hatırlatıyor insana.
Eğer bu aralar Londra’daysanız, 24 Ekim 2026’da sona erecek olan bu sessiz ama bir o kadar da sarsıcı çağrıya kulak verin; şekillerin bitip hafızanın başladığı o yerde biraz soluklanın.






